İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - sanalforum

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 »
1
Dini Hikayeler / Eğri Minare
« : Bugün, 00:47:21 »

Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti O gün gelince istanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti Herkes hayranlıkla bu Türk mucizesini seyrediyordu Fakat bunlar arasında bulu nan bir çocuk, "Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!" diye bağırıyordu Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eğri göster bana" dedi Çocuk da "İşte şu" diye minarelerden birini gösterdi Mimar Sinan hemen adamlarını topladı Uzun halatları birbirine ekletip minareye bağlattı "Çekin yukarı doğru!" diye çektirmeye başladı Çocuğa da, "Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver"

dedi Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doğruldu" diye bağırdı İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti:

- Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok O halde niçin düzeltmeye kalkıştın?

Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi:

- Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını Ama çocuğun kafasındaki "minare eğri" intibasını da öyle bırakamazdım Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki "eğri" kanaati silinsin Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı

2
Hayatın İçinden / İnsan Olmak
« : Bugün, 00:46:31 »
KADIN OLMAK..
Hem kolay, hem zor. Hem uçuruyor, hem yoruyor. Hem kavuruyor, hem savuruyor. KADIN OLMAK...
Boyayla, makyajla güzelleşmek değil... İç güzelliğini ortaya koyabilmektir. Her erkekte bir parça bırakmak değil, bir erkekte bütün olabilmektir. Var mı kalbinizle tamamladığınız, tamamlandığınız bir dünya?
ERKEK OLMAK...
Hayatına birçok kadının girmesi değil... Hangi kadını gerçekten sevdiğin ve ona ne kadar dürüst olabildiğindir. Geniş omuzlara sahip olmaktan önce, hangi kadına o omuzlara yaslanacak kadar güven verdiğindir. Var mı omzunuza başını dayadığında kanatlarını güvenle indiren bir melek?
KADIN... ERKEK...
Ama kadın olmak ya da erkek olmaktan çok, daha önemli bir şey var ki...?
İNSAN OLMAK...!
Ama gerçekten.
İnsan olmak para kazanmakla, başarıyla, kariyerle değil... İnsan olmak, karşındaki sohbet ettiğin kişiyi anlamakla olur. Ağlayan bir insanın hüznünü ya da sevinçli birinin sevincini paylaşmakla olur. Sevgiliniz, eşiniz, dostunuz, arkadaşınız, anneniz, babanız, karşınızdaki her kimse; ona içinizdekileri, hissettiklerinizi söylemekle, bunu ona yaşatmakla olur. Çok sevdiğinizi içinizde duyumsamakla ve bunu ona hissettirmekle olur.
İşte o zaman insan, yaşamın nefesini büyük bir zevkle solur. İşte o zaman ruh ve beden hayatta daha renkli can bulur.
Can dediğiniz ne ki?
Çölde bir kum tanesi.
Yani...
Tek bir gerçek var.
Tek.
Yürek...!
Ve...
Yüreğin kadını, erkeği yok. Bir mert olanı var, bir de namert olanı...!

3
Hayatın İçinden / Asıl Fakirlik
« : Bugün, 00:45:33 »

Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.

Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,

"insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"

"Evet!"

"Ne öğrendin peki?"

Oğlu cevap verdi, "Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.

Oğlu ekledi, "Teşekkürler, baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"

4
Hayatın İçinden / Suçtur kadın olmak!
« : Bugün, 00:44:32 »
Suçtur kadın olmak.Çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin.

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir.

Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı.

... Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.

Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir.

Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir.

Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder.

Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür.
(Alıntıdır)

5
  .....

" Öğrenmesi gerekli biliyorum;tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona: 'her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.' Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.

Eğer yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.

Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.

Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran ama onu kucaklama. Çünkü, çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.

Bu, büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım. O ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.."

6

1. Allaha şirk koşmak
2. İnsanlar üzerinde veya bir nesnede sihir yapmak
3. Cinayet işleyip insan öldürmek
4. Faiz alıp vermek
5. Yetim malı yemek
6. Cihat günü cihattan farz-ı ayn olduğu zaman kaçmak
7. Namuslu kadınlara namus iftirasında bulunmak.

7
Eğitim Öğretim / Topyekûn Eğitim Reformu
« : Dün, 09:09:16 »
İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi açılışında konuşan Erdoğan, “Geçtiğimiz 18 yılda her alanda tarihi eserlere ve hizmetlere imza attığımızı ama eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum. Önceliğimizi aileden başlayarak eğitim öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi Açılış Töreni’ne katılarak, bir konuşma gerçekleştirdi.

Üniversitenin banisinin Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜRGEV’in okul öncesinden üniversiteye, yurttan bursa kadar geniş bir yelpazede yurt dışına kadar uzanan hizmetleriyle eğitim alanında Türkiye’nin en önemli markalarından biri hâline geldiğini kaydetti.

İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi’nin hem gerisindeki felsefi birikim, hem mimarisi, hem donanımı ile gerçekten iftihar verici bir eser olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, külliyenin Mimar Sinan’dan alınan ilhamla, örnek bir eser olarak vücuda getirildiğini söyledi.

“SİYASİ BAĞIMSIZLIĞIN DA EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIN DA TEMELİNDE FİKRİ BAĞIMSIZLIK YATAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversitenin ismini aldığı İbn Haldun’un dünyada sosyoloji ilminin kurucusu olduğunu ve kendisini bunu “umran ilmi” olarak tarif ettiğini anlatarak, “Hayatı; Tunus, Cezayir, Fas, Endülüs, Mısır gibi coğrafyalarda ilimle, yöneticilikle geçen İbn Haldun, bu tecrübelerini ‘Mukaddime’ adıyla bildiğimiz eserinde insanlığın istifadesine sunmuştur. Bu büyük âlim, insanlığa en büyük katkısı olan ‘umran ilmi’nin amacını, daha önce olup bitmiş olan ile daha sonra olacakların anlaşılması gayreti şeklinde tanımlıyor. Esasen bu çerçeve, İbn Haldun Üniversitesi’nin üzerine inşa edildiği değerleri de özetliyor” dedi.

“Batı dünyası, tıptan sosyolojiye kadar pek çok alanda ilhamını bizim köklerimizden almıştır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Buna karşılık biz, kendi köklerimizi tamamen unutarak veya dışlayarak, onun türevlerini esas kabul etmek suretiyle, iki asırdır kendimize yol ve yön bulmaya çalışıyoruz. Bir başka ifadeyle fikri bir buhranın içinde çırpınıyoruz. Hâlbuki siyasi bağımsızlığın da ekonomik bağımsızlığın da temelinde fikri bağımsızlık yatar. Osmanlı’dan cumhuriyete ülkemizin bu süreçte yaşadığı tartışmaların merkezinde hep geleceğimizi nerede arayacağımız sorusu yatmıştır. Rönesans’ın ardından, fikri ve teknolojik olarak atak yapan batı dünyasının, hak ve adalet tanımadan hızla yükselen baskın gücü, bu sorunun sağlıklı bir şekilde tartışılmasına imkân vermemiştir. Sonuçta, ülke ve millet olarak kendimizi, kontrolsüz bir batılılaşma fırtınasının içinde bulduk. ‘Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek’ için çıkılan yolun, en sığından, en bayağısından, en çarpığından bir batı taklitçiliğine dönüşmüş olması, Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her dönemde bu fikri sancıyı yaşayan, tartışmayı ve arayışı sürdürmeye çalışan dava insanlarının çıktığını, ancak bunların sesi ve üretiminin, kayıtsız şartsız batıcılığı savunan zihniyetin faşist dayatmaları karşısında yetersiz kaldığını ifade etti. Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askerî olarak yeniden kendine güvenini kazandığı son yıllarda ise bu tür tartışmaların, arayışların, gayretlerin daha adil şartlarda yürümesine imkân verildiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnşallah Türkiye, bu fikri tartışma zenginliğini, kendisi, dostları ve tüm insanlık için hayırlı bir inkişafla neticelendirecektir” ifadesini kullandı.

“MEDENİYET TASAVVURUMUZU LAYIKIYLA HAYATA GEÇİREMİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükûmet olmakla muktedir olmanın, muktedir olmakla iktidar olmanın arasındaki farkın ayrımına işaret ederek, gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu vurguladı. Fikri iktidar yolunun zor ve zahmetli bir süreç olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Şahsen bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. Samimi bir muhasebeyle, geçtiğimiz 18 yılda her alanda tarihî eserlere ve hizmetlere imza attığımızı, ama eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum. Okullarımızda milyonlarca öğrencimiz eğitim-öğretim görüyor, ama çoğu alanda hepimizi mutmain edecek düzeyde yetişmiş insan gücüne sahip değiliz. Genç bir nüfusa sahibiz, ama medeniyet tasavvurumuzu layıkıyla hayata geçiremiyoruz. Medyamız, en modern altyapıya sahip, ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor. İlimde, sanatta, kültürde hep benzer sıkıntılarla karşı karşıyayız. En haklı olduğumuz konularda bile dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. İşte bunun için de fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim. Hiç kimsenin bu fikri iktidar arayışından rahatsız olmaması gerekiyor. Bu arayışın sona ermesi, bir ülkenin ve toplumun felaketi demektir. Tam tersine bu arayışa herkesin destek vermesini, katkı sağlamasını bekliyoruz.  Fikri iktidarı siyasi kadrolar değil, ilim, sanat ve hikmet insanları inşa eder. Siyasi kadrolar ancak onlara ihtiyaçları olan zemini sağlar. Dolayısıyla, bu konudaki sorumluluğun bir kısmı bize aitse, önemli bir kısmı da ilim ve fikir adamlarımıza aittir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önüne konan çerçevenin körü körüne fanatikliğini yapanın kendine de ülkesine de medeniyetine de hayrı olmayacağını dile getirerek, taklitçiliğin mevcudun ardından gitmek olduğunu, asıl olması gerekenin ilhamını gelenekten alan yenilikçilik olduğunu kaydetti.

“NE BİNLERCE YILLIK BİRİKİME SIRTIMIZI DÖNECEĞİZ NE DE MODERN DÜNYANIN SUNDUĞU İMKÂNLARI REDDEDECEĞİZ”

Dünyanın bilimde, teknolojide, kültürde, sanatta geldiği yeri toptan reddedecek, görmezden gelecek kadar gerçeklerden kopuk olmadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim derdimiz ve arayışımız başkadır. Dünyadaki hâkim fikri anlayışın ve fiili düzenin sadece ardından giderek kendimize çok daha ileri bir medeniyet inşa edemeyeceğimize inanıyoruz. Geçmiş ve mevcut tüm medeniyetlerin birikimini kullanarak, hepsinin de ötesine geçmenin gayreti, kararlılığı ve üretkenliği içinde olmamız gerekiyor. Tek vazgeçilmezimiz inancımızın naslarıdır; onun dışındaki her şeyi geleceği kucaklayacak şekilde yeniden yorumlamak, yeniden üretmek mümkündür” diye konuştu.

“Ne insanlığın, milletimizin ve inancımızın binlerce yıllık birikimine sırtımızı döneceğiz, ne de modern dünyanın sunduğu imkânları reddedeceğiz” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendimizi mevcut şartlara hapsederek, fikri tüketicilikten öteye geçemeyiz. Biz, her alanda olduğu gibi, fikri alanda da üretici olmanın gayreti içindeyiz. Geleceğe bırakacağımız en kıymetli mirasın fikri bakımdan üretken nitelikli insan olduğu inancıyla, bu doğrultuda var gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz” sözlerine yer verdi.

“YAPMAMIZ GEREKEN, MEDENİYET BİRİKİMİMİZE VE HEDEFLERİMİZE UYGUN NESİLLER YETİŞTİRMEKTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin kuru kuruya batıcılık saplantısı yanında, yine aynı kaynağın ürünü pek çok sapkın ideoloji ve akımın zehrine de maruz kalmış bir ülke olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: “Fikri iktidarımızı, kökü ve ruhu itibariyle bize ait olmayan bir medeniyete kaptırmamızın sebebi, bu sapkın akımların önlerinin bilinçli bir şekilde açılmasıdır.  Fütüvvet ehli bir nesil yerine amorf bir nesil yetiştirme gayreti, ülkemize ve milletimize oldukça pahalıya mal olmuştur. Geçmişten bugüne yaşadığımız nice acıların, döktüğümüz nice gözyaşlarının, çektiğimiz nice sıkıntıların gerisinde kuşaklar boyunca maruz kaldığımız bu fikri istila gerçeği vardır. Oysa karşımızda, bizim yetiştirmeye çalıştığımız nesillerin çok daha donanımlıları, çok daha etkinleri mevcuttur. Öyleyse yapmamız gereken, kendi medeniyet birikimimize ve hedeflerimize uygun nesiller yetiştirmektir. Türkiye’nin, 2053 vizyonunun ana fikrini bu konu oluşturmalıdır.”

Türkiye’nin geçmişten bugüne eğitim-öğretim sisteminin çocuklara sadece maddi bilgi yükleme üzerine kurulu olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğretime ağırlık verilirken eğitim kısmının ihmal edildiğini, medyanın etkisiyle aile dâhil, geleneksel eğitim yapılarının gücü azalırken de yerine daha iyisinin konulamadığını anlattı.

“DEĞİŞİM SIRADAN BİR MÜFREDAT TADİLATININ ÖTESİNDE, TOPYEKÛN BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM REFORMUNU GEREKTİRİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Evlatlarımızın zihin ve gönül dünyalarındaki boşluk da, batı merkezli popüler kültür ürünleriyle veya sapkın akımların hezeyanlarıyla doldurulmuştur. Bunun için önümüzdeki dönemde önceliğimizi, aileden başlayarak eğitim-öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır. Bu değişim, sıradan bir müfredat tadilatının ötesinde, topyekûn bir eğitim-öğretim reformunu gerektirir” şeklinde konuştu.

Okul öncesinde ve ilkokulda tek ihtiyacın, değerlerini iyi bilen, inancına, kültürüne, tarihine, diline sahip çıkan, ailesine ve topluma karşı sorumluluklarını özümsemiş insanlar yetiştirmek olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ortaokul dönemini, çocuklarımızın zihni ve fiziki kabiliyetlerini keşfetmeye, onları geleceğe doğru alanlarda hazırlamaya yönelik bir anlayışla şekillendirmeliyiz. Lise dönemini, artık ruhu zenginleşmiş, kendini tanımış, yapabileceklerini bilen gençlerimizin somut alanlara yönelecekleri bir eğitim-öğretim süreci olarak tasarlamalıyız. Yükseköğretimi ise ön lisansından lisansına, yüksek lisansından doktorasına kadar her safhasıyla, milletimizin fikri iktidarının üretim merkezleri hâline dönüştürmeliyiz. Bunu başardığımızda, tıpkı geçmişte yaptığımız gibi, kendimizle birlikte tüm insanlık için aydınlık bir geleceğin kapısını açmış olacağımızdan şüphe duymuyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni öğretim yılının hayırlı olmasını dileyerek konuşmasını tamamladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından, İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi’nin açılış kurdelesini kesti.

8
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu. Eğitimde yeni bir adım daha attıklarını kaydeden Erdoğan, "Ortaokullarda 5. liselerde 9. sınıflarda yüz yüze eğitim faaliyetlerini 2 Kasım itibarıyla başlatıyoruz. Halen uzaktan eğitimin sürdüğü ilgili sınıflarda gelişmelere bakarak kamuoyuna ilan edeceğiz." ifadelerini kullandı.

5. ve 9. sınıflar 2 Kasım'da yüz yüze eğitime başlayacak

Ulaşım araçları başta olmak üzere çok sayıda insanın bir arada bulunduğu mekanlar ve etkinliklerle ilgili denetimler etkin şekilde sürdürülecek. Temaslı kişilerin takibi çok daha sıkı şekilde yapılacak. Yerli aşı çalışmalarında 2 hafta içinde insan üzerinde deneme safhasına ulaşacağı görülüyor. Hedefimiz önümüzdeki bahar aylarına kadar aşı meselesini tamamen çözmektir. Eğitimde yeni bir adım daha atarak, ortaokullarda 5. liselerde 9. sınıflarda yüz yüze eğitim-öğretim faaliyetlerini 2 Kasım itibarıyla başlatıyoruz. Halen uzaktan eğitimin sürdüğü ilgili sınıflarda gelişmelere bakarak kamuoyuna ilan edeceğiz."

Yeni Şafak

9
Eğitim Öğretim / Acayip bir iş yeri
« : 22 Ekim 2020, 18:29:40 »
Bir karınca, aslanın işinde çalışır, her sabah erkenden gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı. Çok çalışır, çok üretir ve bunları keyif içinde yapardı. Patronu olan Aslan, karıncanın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırdı. Bir gün kârı ve verimliliğini arttırmak için çevresindeki işletmeleri örnek alarak, aklına parlak bir fikir geldi. Eğer bu karınca, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı. Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ünlü hamam böceğini işe aldı. Böylece karıncayı kontrol edebilecekti. Hamam böceği iş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu sebeple hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için örümceği işe aldı. Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hazırlanan raporlar gerçekten harikaydı. Üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden grafiklerde istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti. Hamam böceği bu raporları üretebilmek için yeni bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipler için de bir bilgi işlem merkezini idare etmek için sivrisineği işe aldı. Bir zamanlar mutlu, üretken karınca toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamakla geçiriyordu.
         Aslan, bu bölümün giderek büyümesinden memnundu. Daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü ağustos böceğini işe aldı. Ağustos böceğinin ilk icraatı, ofisi yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlaması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski iş yerindeki yardımcısını işe aldı.
        Karıncanın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü fark etti. Hemen tanınmış bir danışman olan Baykuşu problemi çözmesi için işe aldı. Baykuş, 3 ayda hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor hazırladı. Raporun sonucu şuydu:
“Bu çalışma yerinde aşırı istihdam vardır.”          Aslan raporu inceledikten sonra bir karar verdi. İlk olarak mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karıncayı işten çıkardı…..

10
Eğitim Öğretim / Ben Ölünce Beni de Seversiniz
« : 22 Ekim 2020, 18:29:14 »

Temel mezar taşına şöyle yazdırmış; "öleceğum dedum dedum inanmadıniz, aha ne oldi."


Temel kadar olmasa da ben de bütün mezarlıkların girişine şu yazıyı asmak İsterdim: "Burada yatan herkesin ertesi gün işi vardı" yada "Hepsinin acelesi vardı."

Dünya üzerinde hiç kimse "e artık çocukları evlendirdim,dünyalıklarını Yaptım, ben de bunca yıl gezdim gördüm yaşadım kimseye bir borcumda yok Artık ölebilirim" demedi.Çünkü herkesin yarına dair planı vardı. Ödenecek fatura, tamir edilecek Musluk, gidilecek sinema, alınacak koltuk, bitmeyen toplantılar, yetişmesi Gereken dosyalar vs; vs;

Ama ölüm bizi bu yoğunluğumuz arasında yaşımıza, yaşamımıza konumumuza Bakmadan çekip alacak.

Benim bu yazıyı yazmamla sizin okumanız arasında gecen şu kısa zaman içinde Dünya üzerinde binlerce insan ölecek. Belki bu yazımı ben de okuyamayacağım;

Şair dostum Ali Ulurasba ile sohbet ederken dedi ki "Dünya da yaşarken öleceğini bilen tek varlık insan" buz kestiğimi hatırlıyor ve ekliyorum. Üstelik 'hem öleceğini hem de hesap vereceğini' biliyor. Öyle ya 'ölüm kuşun kanadında', desek de hangi kuş bilir öleceğini yada hangi çiçek balık.


'Sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır,

Çiçek eydür Derviş Baba, annem babam topraktır.'


Bilseydi kurbanlık hayvanlar sizce arife günü öyle serile serile yatabilirler miydi?


"Ölü ebedi canlı, ölüm hayatın başı.
Sonu meçhul alemin,
Kapısı mezar taşı.''
NFK.

Oysa ölümden sonra hayat için var diyende biliyor öleceğini yok diyen de.. 'Türkiye deprem ülkesi!' diyoruz, deprem on-binlerce ölü, 'Trafik kuralları' diyoruz, kaza binlerce ölü; Soba gazı, şofben gazı, maganda kurşunu, bombalı eylem, istedim vermediler; İntiharları vs; vs; Bunu istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Ama dikkat edin sürekli ölüyoruz, seviniyoruz öldürüyoruz, üzülüyoruz ölüyoruz; sonra bütün bunlara rağmen yaşıyorsak, bu sefer bütün bunları kanıksamış olmamıza kızıyor, alınmış sinirlerimize sinirleniyor kahrımızdan ölüyoruz.


Biz ne kadar kolay ölüyoruz!


Ne ettik ne gördük bu dünyada kötülükten gayrı,


Ölünce kirlerimizden temizlenir,


Ölünce biz de iyi adam oluruz.


Şöhretmiş,kadınmış,para hırsıymış, hepsini unuturuz...
Orhan Veli Kanık.


Mevlana 'şeb-i aruz' diyor ona yani 'düğün gecesi' bir başkası 'toprak olmak', 'Kaybolmak' diyor yağmur öncesi; Doğduktan sonra beşikten mezara her adım ölüme doğru atılır ama bilemeyiz. Son adımın bizi nerede enseleyeceğini, içimiz ürperir okunan sala da yada. Önümüzde seyreden cenaze arabasına, rahmet okuruz adını bile bilmediğimiz, son beşik sandukaya.


İki kırmızı ışık sonrası unutur, devam ederiz kaldığımız yerden acele koşuşturmalarımıza. Sonra Nazım Hikmet'in 'en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm ağrısı', sözü takılır kalır, paslı dudaklarımız.Ölenlerimizi zamanla unutuyor unutmanın ne büyük nimet olduğunu anlıyoruz. Ölenleri görüyor yaşama dair hala elimizde fırsat olduğunu anlıyor, yaşamdan, bir derin nefes alıyoruz.

Herkesin öldüğü araçtan sağ kurtuluyor, yaşamanın dayanılmaz ağırlığını, taşıyamaz oluyoruz.


'Ölünce nasıl masumiyet çökerse ölünün çehresine, Ve nasıl anlamsız bir merhamet çökerse anlamsız yüreklere,
Öyle mahzun bakmalı ölen de öldüğüne,
Hatta yaşarken gözleri çürümüş ölülere,
Bitmişse,
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
Bir akşamüstü garipliği
Sarmışsa her yeri
Güneş devrilmiş
Renkler solmuş
Sesler kesilmişse
Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
Ve çiçekler
Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
Bil ki ölüm saati gelmiştir.
Ümit Yaşar


Bazen kurtuluştur ölüm, dermansız bir hastalıkta arzulanan. Bazen yıkılıştır ölüm en verimli çağda gelip ansızın kurşunlanan. Bazen diriliştir ölüm, peşi sıra binlerce çiçek açtıran. Bazen şehitliktir ölüm vatan toprağında bayrak gibi sallanan.Bazen yok oluştur ölüm, yaşarken ölümde ki sırrı anlamayan.


Her şair-edip-yazar mutlaka yazmış ölüm üzerine, her canlı konuşmuş üstüne. Başlı başına kitaplar yazılmış yüz-binlerce, internette beş milyona yakın sonuç takılmış klavyenin kalemine.Şimdi bütün bunlara ne eklesin garip Bedirhan Gökçe?

Bu yüzden kimseye akıl verecek değilim; 'bak ölüm var şöyle yapın böyle yapın, yetim hakkı devlet malı hesap kitap, mezar toprak.' Ben sadece 'öleceğiz' diyorum, 'Öleceğiz işte'.
Bu yazıyı okuyup burun kıvıran, sen de, ben de;

Sevgimle

11
Eğitim Öğretim / Çivi Çıkar İzi Kalır
« : 22 Ekim 2020, 18:28:50 »

Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. "Arkadaşlarınla tartışıp, kavga ettiğin her zaman bu tahtaya bir çivi çak" demiş. Genç, ilk gün tahtaya 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahtanın önüne götürmüş. Gence "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkar sök" demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "Aferin iyi davrandın ama bu tahtaya dikkatli bak. Çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş.
Arkadaşlarla tartışılıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu delik aynen kalacak kapanmayacak. Bir arkadaş ender bulunan bir mücevher gibidir. Seni . güldürür, yüreklendirir, ihtiyaç duyduğunda sana yardımcı olur, seni dinler ve sana yüreğini açar" demiş.

12
Eğitim Öğretim / Yaşamak İçin Güne Acele Et
« : 22 Ekim 2020, 18:28:14 »

 Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama!
Yarım saat erkene kurulsun saatin,
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki
siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından
makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken
kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç
değil, şöyle keyife keyif katar gibi,
lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına
var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun. Sohbet , kahkahan  olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun? Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

13
Eğitim Öğretim / Yay Hayattır , Ok Niyet , Hedefte Amaç
« : 22 Ekim 2020, 18:27:54 »

Yay

Yay hayattır: Bütün enerji ondan gelir. Ok bir gün mutlaka terk edecektir. Hedef ise uzaklardadır. Ama hayat her zaman sizin yanınızda kalır, bu yüzden ona nasıl iyi bakacağınızı bilmeniz gerekir. Durgun kalacağı dönemlere ihtiyacı vardır -her daim kuşanılmış ve gerilmiş halde tutulursa gücünü kaybeder. Bu yüzden gücünüzü tazeleyebilmek için dinlenmeyi kabul etmelisiniz. Böylece yeniden yayı germek için asıldığınızda gücünüz eksiksiz olur.

Yayın bilinci yoktur: O okçunun elinin ve arzularının bir uzantısıdır. Öldürmeye ya da düşünmeye hizmet eder. Bu yüzden her zaman amacınızı net olarak belirleyin.

Yay esnektir ama yine de onun da sınırları vardır. Kapasitesinin ötesinde herhangi bir girişim onu kıracak ya da onu tutan elleri tüketecektir. Bu durumda yayın yanı sıra kendi bedeninizden de size verebileceğinden fazlasını talep etmeyin. Ve unutmayın, bir gün yaşlılık zamanı gelecek -bu bir lanet değil bir nimettir.

Yayı zarifçe gerin, her iki tarafın da kendine düşen payı gerektiği biçimde yapmasını sağlayın, enerjinizi boşa harcamayın. Bu sayede yorgun düşmeden pek çok ok atabilirsiniz.

Ok

Ok sizin niyetinizdir. Yayın gücünü hedefin tam ortasına bağlayan araçtır.

Niyetimiz her zaman son derece net, açık ve iyi dengelenmiş olmalıdır.

Ok bir kez yaydan ayrıldı mı artık asla geri gelmez, bu yüzden sürece müdahale etmek -oka yön verecek hareketler doğru ve düzgün olmadığında- sırf ok gerilmiş ve hedef bekliyor diye eski kafalı bir şekilde hareket etmekten daha iyidir.

Sizi durduran tek şey hedefi tutturamamak korkusu ise bu durumda niyetinizi açıkça göstermekten çekinmeyin. Doğru hareketleri yerine getirin ve elinizi açıp yayın telini bırakın, gerekli adımları atarak girdiğiniz mücadele ile yüzleşin. Hedefi vurmayı başaramasanız bile bir dahaki sefere daha iyi nişan almaya muktedir olacaksınız.

Eğer hiç risk almazsanız bir dahaki sefere neleri değiştirmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz.

Hedef

Hedef ulaşılmak istenen amaçtır.

Sizin tarafınızdan belirlenir. İzlenen yolun güzelliği de işte burada yatar: Asla bahaneler uydurmaya ya da rakibinizin daha güçlü olduğunu söylemeye hakkınız yoktur. Çünkü hedefi seçen sizsiniz ve tüm sorumluluk size ait.

Eğer hedefinizi bir düşman olarak görürseniz belki iyi bir atış yapabilirsiniz ama kendinizi geliştirmeyi asla başaramazsınız. Tüm hayatınız boyunca okunuzu, kağıttan ya da tahtadan yapılmış, anlamı olmayan şeylerin ortasına atmaya çalışırsınız. Ve diğer insanlarla bir araya geldiğinizde hayatta hiç ilginç ya da heyecanlı bir şey yapmadığınızdan yakınırsınız.

İşte tam da bu yüzden bir amaç belirlemeniz gerekir, ona ulaşmak için elinizden gelenin en iyisini yapmalı, ona saygıyla ve önemseyerek bakmalısınız: Onun sizin için anlamını ve onun için ne kadar çaba, eğitim ve sezgi harcadığınızı iyi bilmelisiniz.

Hedefinize nişan alırken sadece ona odaklanmayın, onun çevresinde olup biten her şeyi de görün; çünkü ok fırlatıldığında, rüzgâr, ağırlık, uzaklık gibi kolay kolay hesap edemeyeceğiniz etkenlerle karşılaşacaktır.

Bir amaç sadece insan ona ulaşmayı hayal edebildiği sürece vardır. Onun varlığını gerçek kılan insanın tutkusudur, aksi taktirde amaç ölü bir şey, uzak bir hayal, tatlı bir düş olur.

Ve tıpkı niyetin bir amaca ihtiyaç duyduğu gibi, amaç da bir insanın niyetine ihtiyaç duyar. Çünkü varlığına anlam veren şey budur; bu sayede o artık sadece bir düş değil, bir okçunun dünyasının merkezidir.

14
Eğitim Öğretim / Anne Ayının Öğretmenliği
« : 22 Ekim 2020, 18:27:31 »
    Anne ayı iyi bir avcıdır. Bu bilgisini yavrusuna da aktarmak ister. Balık avlarken bir-iki yaşındaki yavru da annesinin yanındadır. Birlikte suya girerler….Anne ayı balık yakalar, birlikte yerler.
    Bu arada bir gelişme olur. Anne ayı, yakaladığı balığı ağzından suya düşürür, ancak balık ölüdür, yavru ayı onu hemen yakalar.
     Bu oyun haftalarca sürer. Anne ayının ağzından düşürdüğü balık her defasında biraz daha canlıdır!... Yavru ayı yine de o balıkları yakalar !..Suya düşen balıklar her defasında daha canlıdır ama yavru ayı da her gün daha usta bir avcı olmaktadır…
     Sonunda yavru ayı kendi başına balık yakalayacak kadar ustalaşır. Anne ayı bunu anlar. Artık ona balık vermez. Kendi artıklarından yemesini ve çevreden meyve toplamasını engeller. Yanına gelmek isterse ona vurur, taşlar kısacası yanından uzaklaştırır.
     Yavru ayı aç kalır…. Bir gün aç, iki gün aç, üç gün aç, artık dayanamaz, balık tutar. Balık tutmanın aslında çok zor olmadığını anlar. Balık tutmaya devam eder.
     Anne ayı çok mutludur. Yavrusuna balık tutmasını öğretmiştir.

15
Eğitim Öğretim / Yaşam Alıntısı
« : 22 Ekim 2020, 18:27:10 »
 Öylesine zor ki kurşunu havada ,sevdayı sıcacık bir yürekte tutmak.
Kimi zaman yalnızlıklar, kimi zaman pişmanlıklar, bazen sarhoş bazen ayık , ne yaptığını bilerek yada bilmeyerek geçer yaşam diye insanoğluna bahşedilen süreç.
Çoğumuz geri dönüp bakmayı akıl edebildiğimizde yapacak bir şeyin kalmadığını ve ne çok eksik yaşanmamışlıklar bıraktığımızı görürüz. Kaç kişi hayatını kendisine itiraf edebilir ki ... Aslında buna çok kişi demek gelse de içimden maalesef çok az kişi. Hem sonra düşünürüz itiraf etsek ne olacak diye. Elbette hiçbir şey. Sadece kendimizce bir boşalım ...
Özlemlerle geçer bir koca ve bir o kadar da kısacık ömrümüz... Sevdiklerimizi özleriz, bulduğumuz anlarda ise yokluğunda kendimizce yaptıklarımızı ona duyduğumuz özlemleri dile getirip keşkelerimiz başlar .. Keşkeleri imha edemeyiz hayatımızdan ve kalan zamanlarımızı keşkesiz geçirmeliyiz derken sevdiğimizi olan özleminde bir gün bittiğini yada ona duyulan özlemi hak edip etmediğini düşünmeye başlarız..İnsanoğlunun doğasında olan ben yok olanı özleme varolandan bıkma dürtüsü devreye giriverir , bazen de yoğun kalabalıklar içinde yalnızlıklar yaşarız kendimizce...

Çekip uzaklara gitmeyi yalnızlık denen o sessiz duyguya kendi çığlıklarımızı katmak isteriz , hatta fırsatını bulunca da kaçıp gidiveririz...Arkamızda ne bıraktığımızı bile düşünmeden...Peki ya gittiğimiz yalnızlık bizi mutlu eder mi? Başlarda evet belki edecek... ne mutlu olacağız ilk birkaç gün tek başımızayız ve hayata özgür bir başkaldıyı gerçekleştirdik....Sonraki günlerde yalnızlığımız bizi boğmaya başlar yalnızlıklardan sıkılırız ve atarız kendimizi tanımadığımız yaşamların ortasına .. Yalnızlığa bir çözüm bulmuşçasına ....

Bir de ardımızda bıraktığımız özlemleri silip atabilsek düşlerimizden yalnızlığımızı yaşayacağız belki..işte özlemler bir türlü bitmek tükenmek bilmez... çocukluğumuzu özleriz sapan yapmayı, kırlarda salıncaklar kurmayı bezden bebeklerle evcilik oynamayı düşleriz hatta deneriz bile.İlk aşkımızı özler benzer bir aşka yelken açmayı deneriz..( ama eski yelkenleri bulma şansımız pek olmaz) sonra ilk gençliğe doğru gider düşsel yolculuk asi duruşlarımızdır özlediklerimiz , topluma başkaldırı sıradışılık özlemleri, ben içinde farklı ben olmalardır özlediklerimiz, bunu da deneriz realist yaşamlarımıza düşsel tatlar katma cabasıyla!!Başarı grafiğimiz o zamanki kadar yüksek olmasa da denemiş olmanın hazzıyla avunurunuz..Derken adam olmak dedikleri olgunluk yaşlarımızda buluruz kendimizi.... annemizi özlemeye başlarız babamızın nasihatlerine ihtiyaç duyarız bir zamanlar bize
"offf" dedirten sözcükler şimdi özlemlerimiz arasına en süslü haliyle oturuverir...Koşup gitmek sarılıvermek isteriz dizlerine uzanıp o ilk sevgilerimizin saçlarımızı okşamasına özlem duyarız .yola çıksak bile yolun sonunda onları ya buluruz yada bulamayız bitmez tükenmez bir özlem daha katarız düş hanemize...
Özlemlerden arınmak istercesine yeni hayatlar kurma çabasına gireriz orta yaşlarda. Kurduğumuz hayatlar bizi ne kadar götürür bilemeyiz ancak yinede birilerinin sorumluluğunu üstlenmekle aslında yaptığımız sadece kendi egomuzu tatmin etmekten başka bir şey değildir.Bu şunu yapamadım yarın bunu da yapmalıyım derken fark ederiz beynimizin ne kadar da bitkin düştüğünü...Bu bitkinlik sürecinde asıl ben olan benliğimiz için hiçbirşey yapmadığımızı yaptığımız sadece övgüler adına , kabullenilmeler adına birilerini mutlu ederek mutluluk oyunları oynadığımız fark edermiyiz acaba?Belki mutlu belki sadece umut zerrecikleri arasında , belki yorgun , belki mahmurluklar içersinde tüketivermişizdir onca saatlerden oluşan yaşam sürecimizi... Kazanımlarımızı mutluluğa , kayıplarımızı özleme dönüştürcek zamanımız olsa da olmasa da atmosferdeki yerimizi bir şekilde korumaya devam edeceğiz...
Yarım kalanlarımızı kendimizce tamamlayabilmek çabamız hiç bitmeyecek... Özlemlerimizin de sonu olmayacak...Bu yolculuğun geri dönüşüde olmayacak..

Yapabileceğimiz tek olasılığımız başarabilirsek biraz da kendimiz için nefes almak olsun!!!
Özlemleri en az, umutları dopdolu, dünleri yargısız , yarınları sorgusuz , ve eksiksiz yaşam süreçlerine...

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 »