İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - SanalForum

Sayfa: 1 [2] 3 4 5 6
16
Değerlendirme

a'lar çoğunluktaysa

KATI VİCDAN
Çok katı bir vicdanınız var: Bu, şu demek: Pireyi deve yapma huyunuz yüzünden hem kolay affetmiyor, hem de suçluluk duygusuna alerjiniz var. Kendinizi suçlu hissetmeniz çok kolay, o yüzden her şeyi kusursuz yapma gibi bir saplantıya düşüyorsunuz. Kimseye ve kendinize müsamahanız yok. Dışardan acımasız görünüyorsunuz. Ama bu, ne olursa olsun kimsenin hakkını yemeyeceğiniz anlamına geliyor.

b'ler çoğunluktaysa

DÖRT DÖRTLÜK VİCDAN
Dört dörtlük vicdanınız var. Bu şu anlama geliyor: Adalet duygunuz çok gelişmiş. Ama katı değilsiniz. Esnek olabiliyorsunuz. Sırf adalet yerini bulsun diye bir adalet duygusu değil sizinkisi. İnsan, adaletten önce geliyor sizin için. Toleranslısınız. Ama ne siz suiistimale uğruyorsunuz, ne de karşınızdaki haksız iltimas görüyor.

c'ler çoğunluktaysa

GELGİT VİCDAN
Gelgit bir vicdanınız var. Bu, şu anlama geliyor: Adalet duygunuz, kendi haleti ruhiyenizden çok etkileniyor. Keyifliyseniz sizden adili yok. Ama keyifsizseniz adalet hak getire! Biraz çocuk ruhlusunuz. Yani acımasızlığınız da çocuklarınki gibi, masum bir acımasızlık. Bir de kayıtsızlığınız olabiliyor tabii... Neyse ki pişman olma ve telafi etme gibi bir huyunuz var...

d'ler çoğunluktaysa

KENDİNE VİCDAN
Sizin vicdanınız sadece size hizmet için var. Benmerkezci olduğunuz için, etrafınızda kim var, kim yok hepsi sizin başrolünü oynadığınız filmde önemsiz figüranlar! Her şeyin en iyisine, en güzeline siz layıksınız. Size haksızlık yapılamaz! Ama siz haksızlık yapma "ayrıcalığı"na sahipsiniz.

e'ler çoğunluktaysa

SESSİZ VİCDAN
Siz sessiz bir vicdana sahipsiniz. Bu şu anlama geliyor: Gelişmiş bir adalet duygunuz var ama bunu kimse ne görüyor, ne biliyor. İçinde fırtınalar kopan ve dışardan sakin ve dingin görünen birisiniz. İnsanlardan uzak durmayı yeğliyorsunuz. Ama vicdani konularda sessiz kalmanız, bazen insanların sizin adaletten uzak olduğunuzu düşünmesine yol açıyor.

17
1- Bir randevuya yetişmektesiniz. Trafiğin yoğun olduğu bir saatte taksidesiniz. Yol kenarında bir kalabalık dikkatinizi çekiyor. Yerde yatan bir gence birkaç kişi tekme atmakta...

a) Müdahale etmeden duramazsınız. Her şeyden önce taksiyi durdurur ne olduğunu öğrenmek istersiniz.
b) Hemen polise telefon edersiniz.
c) Hemen şoförle spekülasyonlara girişirsiniz.
d) Hiç ilginizi çekmez.
e) Dayak yiyene çok acırsınız ama elinizden bir şey gelmez.

2- Markette alışveriş yaparken annesinin yanından ayrılan bir çocuğun şeker reyonundan bir paket aşırdığını gördünüz...

a) Çocuğun yanına gider yaptığının yanlış olduğunu söylersiniz.
b) Usulca çocuğun annesine durumu söylersiniz.
c) İnşallah yakalanmaz diye düşünürsünüz.
d) İşte geleceğin suçlusu, diye düşünürsünüz.
e) "Keşke çok zengin olsam, bütün çocuklara şeker alsam" diye geçirirsiniz içinizden.

3- Kuzeniniz çok önemli bir okulun giriş sınavına hazırlanıyor. Sizden borç istedi. Sorduğunuzda soruları satın alacağını söyledi...

a) Onu bir güzel paylarsınız.
b) Yaptığının yanlış olduğunu söylersiniz.
c) Paranızın olmadığını söylersiniz.
d) Bunun sizin için iyi bir yatırım olmadığını düşündüğünüz için vermezsiniz.
e) Borç verirsiniz.

4- Bir taksi durdurdunuz. Arka koltuktaki yolcu iniyormuş, siz bindiniz ve o ne? Arka koltukta 100 YTL!

a) Hemen o yolcuya seslenirsiniz: "Bir kontrol eder misiniz? Para düşürmüş olabilirsiniz?"
b) Parayı alır, ihtiyacı olan birine verirsiniz.
c) Parayı alır, en sevdiğiniz arkadaşınıza bir şeyler ısmarlarsınız.
d) Parayı cebe indirirsiniz.
e) Hiç dokunmazsınız.

5- Fena halde gıcık olduğunuz patronunuz tatile giderken papağanını size emanet etmek istiyor ve cereyanda kalmaması gerektiğini, çok hassas olduğunu söylüyor.

a) Biraz iğneli bir dille kabul etmezsiniz. İçinizden ona iyilik yapmak gelmiyor.
b) Patronunuza gıcık olabilirsiniz ama hayvanları seviyorsunuz. Papağanı alır, özenle bakarsınız.
c) Cereyanda bırakayım da görsün!
d) Kabul etmezsiniz. Masraflı olabilir. Patronunuz için beş kuruş bile harcamak istemezsiniz.
e) Ona hiçbir iyilikte bulunmak istemediğiniz için evinizin çok cereyanlı olduğunu söylersiniz.

6- Camide namaz kılınırken kalp krizi geçirdiği için yere yığılan kişiye namaz bitene kadar müdahalede bulunmayanlarla ilgili haberi duyduğunuzda aklınızdan neler geçti?

a) Tam bir kara mizah !
b) Yazık, dini yanlış anlamışlar.
c) Yere yığılan kişi, yanındakinin babası olsaydı acaba böyle mi olurdu?
d) Hiç zahmet buyurmamışlar, işi Allah'a havale etmişler!
e) Bireysel din anlayışı olsa gerek.

18
SanalForum Kütüphane / easy a mandala painting
« : 02 Oca 2021 12:31 »

easy a mandala painting
#acrylyc #painting #colors #mandala

Kanal : Azzecim Çiçeğim

19

Vitaminlerin sağlığımıza faydaları ve bulundukları besinler hakkındaki makalemizi sizler için derledik.

Yağda Çözünen Vitaminler

A Vitamini

Göz sağlığına faydası vardır.
Organlardaki, derideki ve saçtaki hücrelerin gelişimi ve sağlığı için esastır.
Antioksidan görevi görür (hücreleri hasarlardan korur).
A vitaminin besin olarak alınan haline retinol denir ve fazla retinol, kemikleri güçsüzleştirebilir ve kırılma riskini artırabilir. A vitaminin diğer hali olan beta karotenin kırılma riski ile bir bağlantısı yoktur
A vitamini bulunan besinler : A vitamini takviyeli süt, yumurta, peynir çeşitleri, karaciğer, balık yağı, tereyağı, havu

D Vitamini

Kalsiyum emilimini artırır.
Kemik ve dişlerin biçimlenmesinde yardımcı olur.
Sinir sisteminin ve kasların işlevlerini destekler.
D vitamini bulunan besinler : D vitamini takviyeli süt, balık yağı, karaciğer

E Vitamini

Antioksidan görevi görür (hücreleri hasarlardan korur).
Kan hücrelerinin oluşumunda rol oynar.
E vitamini bulunan besinler : Sebze yağları, kabuklu yemişler, çekirdekler, buğday tohumu, yeşil yapraklı sebzeler

K Vitamini

Kanın pıhtılaşmasını sağlayan proteinlerin üretiminde esastır.
K vitamini bulunan besinler : Ispanak, brokoli, süt, yumurta, kahvaltılık gevrekler

Suda Çözünen Vitaminler

Yiyecekleri enerjiye dönüştürür.
Sinir sisteminin ve kasların işlevlerinde esastır.
B1 vitamini bulunan besinler : Baklagiller, çekirdekler, kabuklu yemişler, takviyeli tahıllar, kahvaltılık gevrekler

B2 Vitamini (Riboflavin)

Yiyeceklerden alınan enerjinin açığa çıkmasına yardımcı olur.
Hormonları düzenler.
Göz ve cilt sağlığında ve sinirsel işlevlerde yardımcı rol oynar.
B2 vitamini bulunan besinler : Süt, yoğurt, et, yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllı ekmekler ve kahvaltılık gevrekler

B3 Vitamini (Niasin)

Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesinde yardımcı olur.
Alyuvar oluşumunu destekler.
Vücudun bazı hormonları kullanması için gereklidir.
B3 vitamini bulunan besinler : Et, balık, baklagiller, kabuklu yemişler, tam tahıllı ve zengin içerikli ekmekler ve kahvaltılık gevrekler

Alyuvar oluşumu için gereklidir.
Vücudun protein üretmesine yardımcı olur.
Enfeksiyonlarla mücadele etmeye yarar.
Damar sertliği riskini azaltabilir.
B6 vitamini bulunan besinler : Tavuk, balık, yumurta, esmer pirinç, tam tahıllı ürünler

B12 Vitamini

Alyuvar oluşturmaya yardımcı olur.
Sinir sistemini korur.
Damar sertliği riskini azaltabilir.
B12 vitamini bulunan besinler : Et, balık, kümes hayvanları, yumurta, süt

C Vitamini

Antioksidan görevi görür (hücreleri hasarlardan korur).
Sağlıklı bir cilt için gereklidir.
Stres veya hastalık süreçlerinde metabolizmayı düzenler.
C vitamini bulunan besinler : Turunçgiller, yeşil sebzeler, C vitamini takviyeli kahvaltılık gevrekler

B9 Vitamini (Folik asit)

Yeni vücut hücreleri üretmeye yarar.
Doğumdan önce ve doğumdan sonraki ilk 3 ay boyunca doğum kusurlarını önlemeye yardımcı olur.
Alyuvar üretiminde yardımcı rol oynar.

Damar sertliği riskini azaltabilir ve muhtemelen kemik gücünü korumaya yardımcı olur.
Folik asit bulunan besinler : Folik asit takviyeli kahvaltılık gevrekler, koyu yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, baklagiller, mayalı ekmekler, buğday tohumu

20
Dünya genelinde ağır kayıplara neden olan koronavirüs salgınına karşı geliştirilen aşıların kullanımı başladı.

Dağıtım ve kullanım izinlerini alan ülkelerde kategorik olarak başlanan aşılama uygulaması için Türkiye de geri sayıma başladı.Bu kapsamda Çin'den alınan Sinovac aşısı yola çıktı.

Fahrettin Koca, Twitter'daki hesabından, Çin'den gelecek aşılara ilişkin paylaşımında, şunları kaydetti:

"İnaktif aşılarımızın ilk bölümünü getiren uçak Türkiye saati ile 19.50'de Pekin havalimanından havalandı. Yarın sabah burada olmasını bekliyoruz. Gelişmeleri bildirmeye devam edeceğiz."

21
SanalForum Kütüphane / Ynt: Bir fincan kahve
« : 16 Ara 2020 21:25 »
teşekkürler  ;)

22
Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb'im...

Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.
Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum.Vakit girince, içim "cız" etti hep....

Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum.
Ayak diredim, "az sonra kılsam da olur!" dedim."Az sonra"larim "çok sonralar"a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım.

Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna.
Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm.
Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım.Oysa rahatlığı Sana borçluyum.
Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana.
Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.
Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.

Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin.
Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin.
Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım.Sabrımı tükettim; tükendim.Kendimi yontmaya heveslendim.Benden istediğin zamanı çok gördüm.
Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum.
Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım.
Günümüdelik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı,hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm.
"Beni banabırak!"larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mihli kaldım.

Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana!
Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni.
Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin.
Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi.
Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.
Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm.
Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim.
Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.
Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden.
Bütün benliğimle aşağı inemedim.
İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım.
Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım.
Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır:Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim.
Bedenim eğilirken huzurunda, "emrolunduğum gibi dosdoğru olma"nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim.

"Sırası değil!"di; "hele dur; sonra da olur!"du.
En Sevgili'ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.
Sendileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin.

Dileseydin,yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna?Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.
Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu.
Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.


Fısıldaması bile acı veriyor ya...
Meselâ,uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, "bitmez şimdi bu namaz!" dediğim çok oldu.
Ama içimden.Kimseler duymadı.
Bir Sen duydun beni ey Rabb'im.
Sırrımı bir Sen bildin.
Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenın üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken,Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemedigimi de, dile getiremediğimi de bildin.
Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı...

"Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu namazı.Geçiştirdim namazı.
Bir "sorun"du çözdüm, hallettim.
Selam verip sonra yaşamaya başladım...
Yaşamayı namazın içinde aramalıydım.Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.Bilemedim.
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni.
Her secdede rahmetinle okşadın alnımı.
Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme.
Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.
Yüzüme vurmadın.
Azarlamadın.
Aşağılamadın.
Hepten umut kesmedin benden.Yok saymadın.Utandırmadın.
Pazarlık ettiğimi Seninle, bir Sen bildin ey Rabb'im.
Kimselere söylemedin.
Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam.

Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım.Başka kime söyleyeyim?
Başka kimin anlayışından medet umayım?


~SENAİ DEMİRCİ~

23
SanalForum Kütüphane / Bir fincan kahve
« : 15 Ara 2020 22:53 »
Bir fincan kahve

İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun, üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş. Sohbet ederlerken konu, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş.Bu arada, yaşlı akademisyen, porselen, seramik, cam ve plastikten yapılmış çeşitli fincanlarla bir termos kahve getirmiş masaya. Öğrenciler kahvelerini aldıklarında, hoca şöyle demiş:

- Farkettiniz mi? Hepiniz güzel ve pahalı fincanları tercih ettiniz. Masada ucuzca olanlar kaldı. Herşeyin en güzelini istemek sorunlarınızın ve stresin nedeni. Aslında istediğiniz fincan degil, kahveyken, birbirinizin fincanlarına bakıp daha iyisini istediniz. Yaşam kahveyse,  iş, para ve mevki fincandır. Bazen fincana odaklanıp, içindeki kahvenin tadını almayı unutabiliyoruz.

24
Evliliğinin bittiğini düşünenlere, yeni evlenenlere ve bekarlara...

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -birzamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.

Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu.

'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'

Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'

Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'

'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'

Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.

Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.

'Sevgilim' diye başlıyordu,

'O çiçeği senin için koparmazdım'

Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'

'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'

'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'

'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.

Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'

Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.

Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı.

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir.
-Alıntı-

25
SanalForum Kütüphane / SU OL..
« : 15 Ara 2020 22:52 »
SU OL...
 
Şimdi sen 'su' olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez. İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Seni dinlemeyenlere de sesini duyuramazsın.

Unutma; Bağırdığında daha çok dinlenmezsin. Gürültünün parçası olursun sadece! Dikkat et; Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. 'Su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye' diye düşünürler.

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadılar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için gittiler ve ihtiyaçlarını öyle giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda.

Sen, hep bir su olduğunu gene düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez. Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Su gibi yaşatıcı ol; Yıkıcı, kırıcı, sürükleyici, öldürücü değil! Sen bir su ol. Rahmet ol; Tarlalarını basma insanların, yıkma yuvalarını, söndürme ocaklarını, söndürme ki sana 'felaket' denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki; Damarlara giresin! Su; Yüce Tanrı'nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri. Suya benzediğini unutma! Su gibi faydalı, su gibi lüzumlu, su gibi özel, su gibi güzel, bitmez-tükenmez olduğunu da unutma!

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de 'kıyametler' koparabileceğini de hatırla. Unutma; Senin işin rahmet olmak, afet değil! Vadiler, ovalar varken, bunca akabildiğin; küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini, bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.

Ve yaşarsın dünya yaşadığı müddetçe. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun, tıpkı seller, afetler gibi. Tercih 'senin' ellerinde artık. Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrene! Ama yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.

Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini. Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu. Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın.

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin 'kıyıya yanaşmasını' bekleyeceksin! Demeyeceksin; 'Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da gelmek zorunda!..'

Demeyeceksin; 'Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..' Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil. Ağzını açıp 'Şelaleden dökülen suyu' içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç? Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler Beyni olan her yaratık gibi ! Hadi...

Sen şimdi tekrar 'su olduğunu' düşün ve kendini 'su gibi' hisset. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı. Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu hatırla. Ama yine su gibi 'küçük bir bardağın içine' sığdır ki kendini; Girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver.

Vazgeçilmez ol !

26
Çocuklar bir gün evden giderler…

Bir şekilde, bir nedenle, öyle gerektiği için , öyle olduğu için giderler…

Gözlerinde hayata karşı bir heves, omuzlarında ince bir ağırlık, ellerinde uçarı bir telaş, kapıyı çekip giderler…

Çocuklar evden gidince, ev de sizden gider biraz..
Sabah kızaran ekmeğin kokusu, ütünün buharı, bir türlü şekle girmeyen saçlar, kapıdan çıkarken aceleyle öpülen yanaklar gider…
Antrede biriken ayakkabılar, teki kaybolan terlikler, yatağın üstündeki elbise yığınları gider.

Saatler sanki bir yerlerde durmuş gibi olur. Hayatınız hasreti kuşanmış mevsimsiz bir ülkeye benzer bir zaman…

Çocuklar evden gidince;
Ansızın yapılan şakalar, vakitsiz istenen sandviçler, pencere önünde beklediğiniz geceler gider...

Artık kapının önündeki ayak seslerini duymazsınız, sokaktan geçen simitçiye seslenen kimse yoktur. Arka odadan yükselen müzik sesi, banyodaki parfüm kokusu, ortasından sıkılmış dişmacunları anılarınızda kalır.

Mutfak masası çoktan unutmuştur sıcacık ve neşeli sohbetleri. Fırında patatesin tadı eskisi gibi değildir artık..

Kareli yatak örtüsünde izi kalmıştır aşk acısıyla dökülen genç gözyaşlarının…

Çocuklar evden gidince ;
“Annem duymasın”lar, “Babamı idare et”ler “Ben zaten biliyorum”lar, “Beni çocuk muyum?”lar, “Beni anlamıyorsunuz!”lar, “Amma meraklısınız”lar … El ele tutuşup hep birlikte giderler...
Onlar olmadığı zaman da “ben ne giyeceğim”ler “arkadaşımda kalacağım”lar, “arkadaşlarımla çıkıyorum”lar peşi sıra ortalıktan kaybolurlar..
Çocuklar bir gün evden giderler;
Giderken yüreğinizin bir parçasını da yanlarında götürürler…
Onda kalan parçada sizden o kadar çok şey vardır ki,
Onlar bunu bilirler,
Aldıkları her kararda, yaşadıkları her yol ayrımında, her sevinçlerinde ve her acılarında
Fark ederler bu eşsiz bilgiyi,
Yeter ki onların yaşam pınarlarına hayat veren kaynağın suyu berrak, hikmeti bol olsun.
Yeter ki sizden doğup hayatın içine akan bu pınar ırmak olsun, nehir olsun, ve en doğru yönü bulsun...
Evet çocuklar bir gün giderler,
Ama gelecekleri yolu da asla unutmazlar..

27
SanalForum Kütüphane / Ağır Ölüm
« : 15 Ara 2020 22:50 »
Ağır Ölüm...

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına...


Pablo Neruda

28
Doyulur mu doyulur mu? - Gönül Dağı 4. Bölüm


"Doyulur mu doyulur mu
Canâna kıyılır mı
Canâna kıyanlar
Hakk'ın kulu sayılır mı"

29



Uyanış: Büyük Selçuklu 5.Bölüm Özet

Nizamülmülk’ün tertibi sonrasında, Batıniler kendilerine kurulan tuzağa çekilmişler, Sencer oraya gitmemek için ne yapsa da başarılı olamamış, Tapar’la karşı karşıya gelmiş ve vuruşmada yüzü açılan Sencer’in boynuna Tapar’ın kılıcı dayanmıştı. Tapar’ı durduran hamle kimden gelecektir? Sencer, Batınilerle giriştiği mücadelenin en kritik eşiğinde yoluna devam edebilecek midir?

Batınilerden aldığı istihbarat neticesinde Andreas, askerlerini öldüren Melikşah’tan intikam almak için Kuvel civarında gizlenen özel birliği kılıçtan geçirmişti. Baskına uğrayan özel birlikten bir kişi sağ kalmıştır. O da Melikşah’ın hassa askeri Yalman’dı. Yalman çetin bir yolculuktan sonra Isfahan’a varmayı başarmıştı. Yalman, Hasan Sabbah’ın ihanetini ayyuka çıkarabilecek midir? Hasan Sabbah, Yalman’ın kendini ele vermesini engelleyebilecek midir? Melikşah özel birliğin intikamını nasıl alacaktır?
Isfahan meydanında derin ilmiyle Batıni daisini mağlup eden Gazali, halkın ve dahi İbn-i Attaş’ın dikkatini üzerinde toplamıştı. Davalarına karşı açıktan açığa bayrak açan bu genç âlime karşı Attaş’ın tutumu ne olacaktır? İbn-i Attaş, Gazali’yi bertaraf etmek için nasıl bir strateji izleyecektir? Nizamülmülk, Gazali’yi Batınilerden koruyabilecek midir? Gazali’nin akıbeti ne olacaktır?

Diğer yandan geçirdiği elim kazanın sonrasında Elçin’in sanrılarıyla boğuşmak zorunda kalan Terken’in doğumu erkenden başlamıştı. Uzun ve sancılı geçen doğum sonunda Terken Hatun’u ve Melikşah’ı neler bekleyecektir?

30
SanalForum Kütüphane / Uyku Apnesi ve Tedavisi
« : 07 Ara 2020 17:09 »
Uyku apne sendromu nedir?

Uyku apne sendromu uyku sırasında tekrarlayan üst solunum yolundaki daralmalar veya tıkanmalar nedeniyle soluk almada kesilmeler ve bu durumun neden olduğu gündüz aşırı uyku isteği gibi klinik sorunlar ile karakterli bir sendromdur.

Uyku apne sendromu hangi sıklıkta görülür?

Uyku apne sendromu dünya genelinde %3 oranında görülmektedir. 50 yaşın üstündeki fazla kilolu erkeklerde %50 civarında görülmektedir.

Uyku apnesi tedavi edilmezse ne olur?

Uyku apne sendromunun tüm ölümlerin yaklaşık yarısından sorumlu olan hastalıkların gelişiminden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Uyku apne sendromunun olumsuz etkilerini erken dönem ve geç dönem etkiler olarak inceleyebiliriz. Erken dönemde genellikle kalitesiz ve yetersiz uykuya bağlı olarak ortaya çıkan gündüz aşırı uyku ihtiyacı, unutkanlık, dikkatsizlik, sinirlilik, depresyon ve kolay kaza yapma gibi sorunlardır. Kazalar sadece trafikte değil aynı zamanda evde ve iş yerinde de oluşabilir. Dünyada uyku apneliler normal insanlara göre 3-7 kat daha fazla trafik kazası yapmaktadırlar. Geç dönemde ise en önemli olumsuz etkileri damar sistemi üzerinedir. Özellikle kalp ve beyin damarları en çok etkilenen damarlardandır. Uyku apne sendromu kalp krizlerinden %35-65 oranında sorumludur. Uyku apne sendromlu hastaların önemli kısmında hipertansiyon (yüksek tansiyon) gelişir. Uyku apne sendromlu hastalarda gece ve sabah migren atakları görülebilir. Hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel isteksizlik oluşabilir ve erkeklerde impotans (iktidarsızlık) görülebilir. Kısacası uyku apne sendromu tedavi edilmediği taktirde hemen her organ ve sisteme ait sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bende Uyku apnesi olduğunu nasıl anlayacağım?

Uyku apnesinin 3 önemli belirtisi horlama, tanıklı apne (hastanın uyurken nefesinin durduğunun veya zorlandığının izlenmesi) ve gündüz aşırı uyku halidir. Hastaların yaşadıkları diğer yakınmalar aşağıdadır:

1. Yeterli süre uyumasına rağmen sabahları zor uyanma. Yorgunluk hissi.
2. Yeterli süre uyumalarına rağmen gün içinde uykulu hissetme.
3. Horlamalarının diğer odalardan bile duyulabilecek kadar şiddetli olması.
4. Gece içinde nefes alamama hissi ile uyanma.
5. Uykuda nefesimin durduğunun izlenmesi.
6. Gece içinde en az bir kez tuvalete gitme ihtiyacının olması.
7. Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme
8. Sabah ağız kuruluğu ile uyanma
9. Sabah baş ağrısı ile uyanma.
10. Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuyakalma.
11. Uykululuk nedeniyle eskisi kadar uzun süre araba kullanamama.
12. Gün içinde zaman zaman dayanılmaz uykululuk atakları yaşama.

Uyku apnesi kimlerde sıktır?

Uyku apnesi erkeklerde, şişmanlarda ve yaş ile birlikte daha sık görülmekle birlikte kadınlarda, zayıf kişilerde ve çocuklarda da görülmektedir. Özellikle kısa ve kalın boyunlu kişilerde, alt çenesi daha küçük ve geride olanlarda, bademcikleri büyük, dili büyük olanlarda daha sık görülür. Ayrıca sinüziti ve reflüsü olan hastalarda da apne görülme sıklığı artmıştır.

Kendinizde uyku apnesinden şüpheleniyorsanız ne yapmalısınız?

Kendinizde uyku apne sendromundan şüpheleniyorsanız en kısa zamanda bir uyku merkezine başvurarak bu konuda uzman hekimler tarafından kontrolden geçerek ihtiyaç duyulur ise uyku testinden geçerek uyku apnesi yönünden test olmanız gerekir.

Uyku apnesi nasıl tedavi edilir?

Genel önlemler

Fazla kilosu olan hastaların zayıflaması, sigara kullananların sigarayı bırakmaları, uyumadan en fazla 4 saat önce alkol almayı bırakmaları, uyku verici ve antihistaminik içeren ilaçların kullanımının tekrar gözden geçirilmesi, sırtüstü yatınca hastalığı ortaya çıkan hastalarda sırt üstü yatmanın engellenmesi gibi önlemlerin alınması gerekir. Ancak bu önerilerin alınması genellikle hastalığın iyileşmesi için yeterli olmamakla birlikte tedavinin kolaylaşmasını sağlar.

CPAP

CPAP burun ve/veya ağızdan pozitif basınçlı hava vererek üst solunum yolunun kollabe olmasını engelleme amacıyla kullanılan bir cihazdır. Tüm dünyada milyonlarca uyku apne hastası bu cihazları konforlu bir şekilde kullanmaktadırlar.

CPAP nasıl çalışır?

CPAP sabit basınç üretmeyi amaçlayan bir cihazdır. Cihaz içindeki tribün sayesinde pozitif basınç üretir, basınç sensörleri sayesinde hortum ve maske içindeki basıncı ölçerek sabit basınç sağlamak amacıyla hortum içinde basınçlı hava verir. Bir maske aracılığı ile basınçlı hava hastanın üst solunum yoluna uygulanır.

CPAP'ın faydaları nelerdir?

CPAP uyku apne sendromu nedeniyle bozulmuş olan vücut fonksiyonlarının tümünü düzeltir. CPAP ayrıca uyku apne sendromu olmasa bile kalp yetmezliği olan hastalarda kalp yetmezliği tedavisinde ve hamilelerde preeklampsi tedavisinde kullanılabilmektedir.

CPAP maskelerinin önemi

CPAP maskesi hastalar açısından tedavinin en önemli unsurudur. Çünkü CPAP tedavisinin en önemli sorunu hastaların tedaviyi kabul etmesi ve tedaviyi sürdürmesi konusundadır. CPAP tedavisi ile ilgili en sık karşılaşılan sorun CPAP maskesi ile ilgilidir. İyi seçilmiş ve hastanın rahatlıkla kullandığı bir maske CPAP tedavisinin hasta tarafından kabul edilebilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırır.

Isıtıcı ve nemlendiricinin önemi

Üst solunum yoluna uygulanan hava basıncı tedavisi ile hava akım hızında artış burunun solunan havayı nemlendirme fonksiyonunu tam olarak yapmasını engeller. Burun ve boğazda kuruma ve soğuğa bağlı sorunlar ısıtıcı nemlendirici aparatlar ile düzeltilebilir. Uyku apne sendromu nedeniyle CPAP tedavisi kullanacak tüm hastalara ısıtıcı nemlendirici fonksiyonu kullanması önerilmektedir.

Cerrahi

Uyku apne sendromu nedeniyle uygulanan cerrahi girişimler çeşitlilik arz etmektedir. Burun cerrahileri, küçük dil ve yumuşak damağa yönelik girişimler, dile yönelik girişimler ve bu bölgelere radyofrekans uygulamaları ilgili kulak burun boğaz hekimleri tarafından uygulanmaktadır.

Sayfa: 1 [2] 3 4 5 6