Gönderen Konu: A-Z Tüm Hastalıklar  (Okunma sayısı 2274 defa)

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #120 : 16 Kas 2014 23:02 »
Sinüzit nedir, belirtileri nelerdir?

Sinüs; burun ve göz çevresindeki kemiklerin içindeki boşluklara verilen addır. Bu boşlukların burun içine açıldıkları kanallardaki tıkanıklıklar nedeniyle iltihaplandığında ortaya çıkan enfeksiyona 'sinüzit' denir. Sinüzitin akut ve kronik (müzmin) olmak üzere iki tipi vardır. Akut sinüzitte; burun tıkanıklığı, sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı, gözlerin etrafında ağrı, diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı, yüzde basınç hissi, öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı, kötü ağız kokusu belirtileri bulunabilir. Bazen de kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı şikayetleri görülebilir. Kronik sinüzitte, belirtilerin süresi üç aydan uzundur. Koyu burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, koku alamama ve özellikle geceleri artan öksürük belirtileri görülebilir. Artış gösterdiği bir mevsim var mıdır? Kış aylarında ve kasım ayından mart-nisan aylarına kadar olan dönemde en sık olarak görülür. Sinüziti azdıran unsurlar nelerdir? Kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan hava, sinüzit gelişimine neden olacak ortama zemin hazırlayabilir. Öte yandan hafif nezle grip hali varken uçak seyahati yapılması, su altı dalış yapılması, uzun süre soğuk havaya maruz kalınması ve nazal alerji durumunun devam etmesi sinüzite sebep olur veya var olan sinüzitin daha ağır seyretmesine yol açar. En çok hangi hastalıklarla karıştırılır? Gerginlik tipi baş ağrısı, migren, burun bölme eğriliğine bağlı burun tıkanıklıkları ve nazal alerji sinüzitle karışır. Etkili bir tedavisi var mıdır? Akut sinüzitin tedavisi, antibiyotikler ve burun açıcı ilaçlarla yapılır. Eğer sinüzit kronik hale gelmişse ve sinüslerin burun içine açılan deliklerinde açılmayacak tıkanıklıklar oluşursa ameliyatla tedavi etmek gerekir.. Ameliyattan sonra sinüzit tekrarlar mı? Eğer beraberinde çok ağır bir nazal alerji varsa ve ameliyat sonrası hastanın ilaç tedavisi ile durumu iyi takip edilmezse sinüzit tekrarlayabilir. Sinüzit kişinin yaşam kalitesini, sosyal yaşamını nasıl etkiler? Sinüzit; hastaların yaşam kalitelerine direkt olarak olumsuz etkiler. Akut sinüzitte; ateş, baş ağrısı ve burun akıntısı tıkanıklığı vardır. Hasta, koku almakta dahi güçlük çeker. Kronik sinüzitte ise bütün bunlarla beraber başta bir ağırlık doluluk hissi vardır. Hastanın konuşması, ses tınısı dahi değişir.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #121 : 16 Kas 2014 23:02 »
Saç Dökülmesi (Alopesi)

Kemoterapi saçlarınızın uzamasını ve gelişmesini sağlayan saç foliküllerinizi etkilemektedir. Saçlarınızda incelme ya da dökülmeler olabilir. Saçlarınız daha sonra tekrar uzayacaktır. Saçlarınızı 3 günde bir şampuanla yıkayın, her gün yıkamak saçı yıpratır. Proteinli şampuan kullanın, sonrasında saçınızı kremleyin. Saçlarınızı yavaşça tarayın. Yumuşak ve geniş uçlu fırçalar kullanın. Perma yaptırmaktan, saç boyamaktan ve fön çektirmekten kaçının. Saç kıvırıcı maşalar, sıkı saç bantları kullanmayın. Güneşe çıkacağınız zaman şapka takın. Aşırı dökülmelerde peruk kullanabilirsiniz. Değişik renklerde eşarp, türban, şapka takabilirsiniz. Saçlarınız dökülürken ağrı yapıyorsa sirkeli suyla masaj yapabilirsiniz. Saç kaybı çoğunlukla geçicidir. Saçlarınız tedavi sonrasında değişik yapıda veya renkte uzayabilir. Bu normal ve beklenilen bir durumdur.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #122 : 16 Kas 2014 23:02 »
şaşılık ya da göz kayması nedir?

şaşılık veya göz kayması gözlerin düz bakış pozisyonunu kaybederek farklı yönlere doğru bakmasıdır. Gözlerden bir tanesi tam karşıya bakarken diğeri içe, dışa, yukarı veya aşağıya bakma durumunda olabilir. Kayma durumu sürekli olabileceği gibi zaman zaman da ortaya çıkabilir. Görülme sıklığı, yaklaşık olarak yüzde 4 tür. Kız ve erkek çocuklarda aynı sıklıkta görülmektedir. şaşılık neden olur? şaşılığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Gözü hareket ettiren 6 adet kas bulunmaktadır. Her iki gözde normal pozisyonda olması için bu kaslar bir denge içinde bulunmalı ve koordineli bir şekilde hareket etmesi gerekir. İşlevsel, nörolojik veya kaslardaki yapısal bozukluklar, kaslardaki dengesizlikler, beyin merkezinin etkilendiği serebral polsi, down sendromu ve hidro sefali gibi hastalıklar, görmeyi düşüren kataraktlar, glokom veya travmalar gözlerin paralelliğini bozarak şaşılık nedeni olabilmektedirler. Ne zaman görülür? Doğumda bebeklerin göz gelişimi henüz tamamlanmıştır. İlk 3 ay içinde gözlerde kayma tespit etmek zordur. 3 aydan sonra gözlerin pozisyonu belirginleşir. 3–4 ay sonra gözlerde kaymayı fark eden aile mutlaka bir göz doktoru ile görüşmesi gerekir. Yalancı şaşılıktan nasıl ayırt edilir? Bebeklerde, doğuştan genelde burun kökleri geniştir ya da göz kapağının iç tarafındaki deri kıvrımı bulunması ile gözler içe doğru dönük görünümü vermektedir. Bu duruma yalancı şaşılık tabiri kullanmaktayız. Bu yaş ilerledikçe düzelmekte ancak aile çocuğunu göz hekimine muayene ettirmeden bu yalancı şaşılıktır büyüğünce düzelir düşüncesinde olursa göz tembellenir şaşılık tedavisinde geç kalınmış olabilir. Yalancı ve gerçek şaşılık arasındaki fark ancak göz hekimi tarafından ayırt edilebilir. Nasıl teşhis edilir? Kayma, göz hekiminin yapacağı özel muayene yöntemleri, tetkik aletleri ve testlerle tanısı konulur. Bunlar gözün damlalı ayrıntılı muayenesi, göz kaslarının normal hareketlerinin muayenesi, örtme kapama testi, prizma muayenesi ve Sinoptofor, Hess perdesi gibi testlerdir. Genetik faktörler etkili midir? Toplumda yüzde 4 sıklıkla görülür. Kız ve erkeklerde eşit oranda rastlanıyor. Ailesel hikayesi olanlarda daha sıklıkla görüldüğünden genetik geçiş riski göz önüne tutulmalıdır. Erişkinlerde şaşılık görülür mü? Erişkinlerin yüzde 1'inde şaşılık görülebilmektedir. Bunların çoğu çocukluktan beri bulunan şaşılık vakalarıdır. Eğer erişkin kişide şaşılık meydana geldiyse diyabet, tiroid hastalığı, myestania gravis, beyin tümörleri veya felçler araştırılmalıdır. Erişkinde bulunan şaşılığın belirtileri nelerdir? Çocukluktan beri şaşılık bulunuyorsa çok az belirti bulunabilmektedir. Ancak ileri yaşlarda oluşursa şaşılık en sık görülen belirti çift görme olacaktır. Bazı erişkinlerde gözde ağrı, baş ağrısı, başı sürekli eğik tutmak gibi belirtiler bulunabilir. Dışa bakış bulunan çocuk ve erişkinler güneş ışığının altında tek gözlerini kapatmayı tercih ederler. Çift görmenin sebebi nedir? Çocukların aksine erişkinler yanlış yöne bakan gözden gelen görüntüyü yok sayamazlar ve bu çift görmeye neden olur. Bunun tedavisi tek gözün kapatılması ya da gözlerin tekrar ameliyatla doğru pozisyona getirilmesiyle sağlanır. Erişkinlerde şaşılık tedavisi nasıl yapılır? Göz Egzersizleri: Konverjans yetmezliği adı verilen okuma Ya da çalışırken gözün yeterli çalışmaması gibi özel durumların tedavisinde kullanılır. Prizmalı Gözlükler: Küçük kaymaların tedavisinde kullanılır. Çift görmenin azalmasını sağlar. Enjeksiyon: Birkaç ay boyunca enjekte edildiği kası felç eden bir ilacın kullanılması esasına dayanır. Seçilmiş vakalarda faydalı olan bir yöntemdir. Ameliyat: Her yaşta en sık kullanılan tedavi yöntemidir. Uyumlu olan vakalarda lokal anesteziyle yapılabilmektedir. Ameliyat kozmetik nedenle, çift görmenin azaltılması, gözlerin birlikte kullanılmasının sağlanması, gözlerdeki ağrının azaltılması amacıyla yağılabilmektedir. Ancak her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatlarında riskleri mevcuttur.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #123 : 16 Kas 2014 23:02 »
Tiroid Nedir?

Tiroid Nedir? Tiroid bezi boynun hemen önünde bulunan kelebek şeklinde, hormon üreten bir bezdir. Ürettiği hormonlarla vücutta besinlerden enerji oluşmasını sağlar.Tiroid bezinin çeşitli nedenlerle büyümesine guatr adı verilir. Guatr iki grupta ele alınır: Tiroidin yaptığı hormona göre; Hipertiroidi ve Hipotiroidi olmak üzere iki şekilde görülür. Nodüler Guatr; tiroidin büyümesine bağlı ortaya çıkar. Guatr Nasıl Ortaya Çıkar? Tiroid bezi iyodun oluşturduğu hormonla dokuda besinlerin enerjiye dönüşmesini sağlar. Tiroid bezinin az ya da çok çalışması sonucunda ise guatr ortaya çıkar. Guatra neden olan faktörlerin başında iyot eksikliği yer alır. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik faktörler de etkilidir. Ülkemizde bazı bölgelerde iyodun hormona dönüşmesini engelleyen maddeler suda ve lahana gibi bazı besinlerde bulunuyor. Orta Anadolu, Karadeniz sahili, Isparta ve Burdur'da iyot eksikliğine bağlı gelişen guatra sıkça rastlanıyor. Hangi Belirtilerle Ortaya Çıkar? En sık dile getirilen şikayet, boğazdaki şişkinliktir. İlk dönemde gözle görülür bir şişkinlik ortaya çıkmaz, üçüncü derece guatr fark edilir derecede şişkinliğe neden olur. Tiroid bezinin aşırı hormon yapmasına bağlı ortaya çıkan halk arasında zehirli guatr diye adlandırılan hipertiroidinin belirtileri; aşırı iştaha rağmen kilo kaybı, sinirlilik, titreme, gözün dışarı doğru çıkması, aşırı terleme, çarpıntıdır. Tiroid bezinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hipotiroidin belirtileri ise; kilo artışı, hareketlerde yavaşlama, vücutta su tutulması ve kabızlıktır. Nasıl Teşhis Edilir? Muayene, ultrason ve kan tetkiki ile guatr teşhisi konur. Nodül tespit edilen hastalarda sintigrafi adı verilen yöntemle tiroid bezinin fonksiyonel bir haritası çıkarılır. Nodüllerin çalışıp çalışmadıkları tespit edilir. İnce iğne aspirasyon biopsisi adı verilen yöntem ile tiroid kanseri olup olmadığı belirlenir Çocuklarda Guatr Görülüyor Mu? Guatr çocuklarda da ortaya çıkıyor. Çocuklarda ortaya çıkan guatrın kanser olup olmadığı mutlaka araştırılmalı. Ailede guatr kanseri varsa çocuğun boynunda ortaya çıkan beze ve tiroid şişmesi gibi şikayetlerin nedeni araştırılmalı. Tedavide Nasıl Bir Yol İzleniyor? Her guatr ameliyat ile tedavi gerektirmez. Estetik kaygı, nefes borusuna baskı, yutkunmada bozukluk, ses kısıklığı, kanser ve kanser şüphesi varsa cerrahi müdahale yapılır. Hasta doğru değerlendirilip doğru zamanda ameliyat edilmeli. Cerrahide hastalığın kanser olup olmamasına bağlı değişiklik yöntemler uygulanıyor. Kanser teşhis edildiğinde tiroid bezi cerrahi müdahale ile tamamen çıkartılır. Kanserin durumuna göre halk arasında atom denilen radyoaktif iyot tedavisi uygulanıyor.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #124 : 16 Kas 2014 23:02 »
Testis torsiyonu nedir?

Testis torsiyonu nedir? Testisin kendi etrafında dönmesi (torsiyonu) ile damarlarının testisin kan dolaşımını sağlayamaz duruma gelmesidir. Testis torsiyonu tedavi edilmezse ne gibi riskler doğurur? İlk 8 saatte tanı konulmaz ve cerrahi tedavisi yapılmaz ise testis kanlanamadığı için nekroz (çürüme) ortaya çıkar. Ani skrotum (yumurtanın içinde bulunduğu torba) şişliği, hassasiyet, ağrı, ilerleyen zaman içinde gelişen kızarıklık ile belirti verir. Çocukta hangi yaşlarda ortaya çıkar? En sık pubertede (buluğ çağında), 2. sıklıkta da yenidoğan döneminde görülür. Özellikle inmemiş testis ya da retraktil testis tanısı almış çocukta testis torsiyonu riski daha yüksektir. Ancak torbaya inmiş testiste de torsiyon riski vardır. Hastalığın tanısı nasıl konur? Tanı, muayene ve Dopler Ultrasonografi ile konur. Başvuruda gecikmiş olguların tanısında zorluk ortaya çıkabilir ve testis sintigrafisi yapılması gerekebilir. Tedavisi nasıldır? Tedavide acil cerrahi uygulanır. Erken başvuru ve ilk 8 saat içinde acil cerrahi uygulanması ile testisin kan dolaşımını bozan bu durum testisin canlılığı kaybolmadan tedavi edilebilir ve ilgili testis fonksiyonunu sürdürür. Testis ameliyat ile detorsiyone edilir (dönmüş testis normal pozisyonuna geri döndürülür), testis normal pozisyonunda torbaya dikiş ile sabitlenir. Eş zamanlı olarak torsiyon riskini ortadan kaldırmak amacı ile karşı taraftaki testis de torbaya dikiş ile sabitlenir. Ancak başvuruda ya da tanıda gecikme ile ilk 8 saatte acil cerrahi müdahale yapılmaz ise dolaşımı bozulmuş olan testis canlılığını kaybeder, cerrahi girişim yapıldığında canlılığını kaybetmiş testis görülür, bu çürümüş testisin çıkarılması gerekir. Testis torsiyonu hangi hastalıklarla karıştırılabilir? şu hastalıklarla karıştırılma riski vardır: Orşit (testisin enfeksiyonu), Epididimit (sperm kanalının Epididim adı verilen testise en yakın kısmının enfeksiyonu), Appendiks testis torsiyonu (testisteki doğumsal appendiks adı verilen saplı çıkıntının kendi etrafında dönmesi) Appendiks epididimis torsiyonu (epididimdeki doğumsal appendiks adı verilen saplı çıkıntının kendi etrafında dönmesi) Bu dört sorun için de cerrahi girişime gerek yoktur, antibiyotik tedavisi ve antienflamatuar tedavi kullanılması yeterlidir. Testis torsiyonu ise sadece acil cerrahi müdahale ile tedavi edilir. Ayırıcı tanı önemlidir. Ebeveynlere öneriler neler olmalıdır? Bebeğinizin bezini değiştirirken daima iyi bir gözlemci olunuz! Bebeğinizin açıklayamadığınız bir huzursuzluğu var ise mutlaka bezini açıp testisleri ve torbasının görünümüne, şişlik ya da kızarıklık olup olmadığına bakınız! Bebeğinizin testislerinde ya da torbasında kızarıklık, şişlik ya da hassasiyet fark ederseniz en kısa zamanda doktora başvurunuz! Çocuğunuzun kasık ya da torbada hissettiği ağrıyı ciddiye alınız ve TORSİYON ihtimalini düşünerek en kısa zamanda doktora başvurunuz!


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #125 : 16 Kas 2014 23:02 »
Tiroid Kanseri Nedir?

Tiroid Bezi Nedir? Tiroid bezi, boyunda orta hatta yer alan, 20–25 gram ağırlığında ve iç salgı fonksiyonu olan bir organdır. Tiroid bezinin iyot kullanarak yaptığı hormon bütün vücut metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynar. Tiroid bezi hastalıkları toplumda çok sık (yaklaşık her 10 kişiden 3'ü) rastlanmaktadır ve genellikle belirti vermezler. Ancak tiroid bezi nodüllerinin bir kısmı kanser olarak ortaya çıkmakta veya sonradan kansere dönüşebilmektedir. Tiroid Kanseri Nedir? Tüm kanser türleri arasında en az görülenlerinden biri olan tiroid kanserleri aynı zamanda tedaviye en olumlu cevabı gösteren kanser türüdür. Tiroid kanseri, over kanserinden sonra en sık görülen endokrin kanseridir. Tiroid kanserleri tüm kanser vakalarının yüzde 1'den azını oluşturmaktadır. Çocuklarda nadir görülmekle birlikte, yirmili yaşlardan sonra görülen kanserler içinde ilk 5 sırada yer almaktadır. Her yıl 1000 kişiden birinde tiroid nodülü oluşmaktayken, 50.000 kişiden birinde tiroid kanseri oluşmaktadır. Tiroid nodülleri kadınlarda erkeklerden daha sıktır, ancak erkeklerde görülen nodüllerde kanser görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır. Toplumda görülme sıklığı yüzde 4,2 olan tiroid kanserlerinin oluşma riski hayat boyunca kadınlarda yaklaşık yüzde 0,7, erkeklerde ise yüzde 0.25'tir. Tiroid Kanseri Nasıl Belirlenir? Ultrasonografinin rutin uygulamaya girmesi ile artan tiroid nodülü tespit etme oranına paralel olarak bu nodüllere tanısal yaklaşım oranı da artmıştır. İnce iğne aspirasyon biopsisi ile daha çok tiroid kanseri teşhis edilebilir hale gelmiştir. Yapılan çalışmalarda, yetişkinlerde bu şekilde tesadüfen tespit edilebilecek tiroid kanser sıklığı yüzde 6 gibi yüksek oranlara çıkmaktadır. Tiroid kanserlerinin sıklığının artmış gibi görülmesinin önemli bir başka sebebi ise, iyi huylu tiroid hastalıkları nedeni ile ameliyat edilen vakaların patolojik incelemelerinde ayrıntılı ince kesitli inceleme yapılmasıdır. Bu şekilde tiroid kanseri yakalama olasılığı yüzde 5'ten yüzde 13'e çıkmaktadır. Tiroid Kanserine Neden Olan Etmenler Nelerdir? Baş ve boyun bölgesinin radyasyona maruz kalması tiroid kanseri sıklığını artırır. Çocukluğunda 200–700 rad civarında radyasyon almış kişilerde 20–25 yıl sonra tiroid kanser sıklığının arttığı saptanmıştır. Bir araştırmada 500 rad civarında radyasyon alan şahıslarda tiroid kanser sıklığının yüzde 2 civarında olduğu ortaya konmuştur. Rusya'daki Çernobil nükleer santrali kazasından sonra o bölgede yaşayan kişilerde tiroid kanserinde büyük artış olmuştur. Yıllar önce akne, kafa derisinin problemleri, boyunda tüberküloz, kafa derisinin mantar enfeksiyonları, yüzün kan damarı tümörleri, büyümüş timus, tonsillit, boğaz ağrısı, kronik öksürük ve fazla saçlar gibi nedenlerle radyasyon uygulanmış olan vakalarda tiroid kanseri yüzde 30 daha sık görülmektedir. Bu tip tedaviler günümüzde artık uygulanmamaktadır. Ek olarak baş ve boyun bölgesinde kanser saptanıp bu alana radyasyon uygulanan hastalarda tiroid nodülü ve kanseri görülme olasılığı da artmaktadır. Eğer geçmişte bu tip bir tedavi size uygulanmış ise bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmalı ve tiroid bezinin incelenmesini istemelisiniz. Tiroid Kanseri Belirtileri ve Tanısı Tiroid bezi kanseri genellikle belirti vermez. Guatr nedeniyle takip edilen hastalarda veya tesadüfen başka bir hastalık için yapılan tetkiklerde ortaya çıkabilir. Nadiren boyunda kitle, ses kısıklığı, yutkunma güçlüğü; çok nadiren de kemik kırıkları veya hipertiroidi (zehirli guatr) ile ortaya çıkabilir. Medüller kanserli hastaların yüzde 30'unda yüzde kızarma, ishal ve yorgunluk olabilir. Kişide tiroid nodülü olup olmadığını saptamak için günümüzde kullanılan en etkili yöntem tiroid ultrasonografisidir. Daha eskiden kullanılan tiroid sintigrafisi yöntemi, günümüzde nodül tespitinde değil, daha çok aktivitenin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Son yıllarda tiroid hastalıklarında tanısal yöntemlerin ilerlemesi, teknik imkanların gelişmesi nedeni ile bir çok vakada tiroid ultrasonografi ve ince iğne aspirasyon biopsi yapılabilmektedir. Bu nedenle başlangıç halindeki tiroid kanserlerinin dahi teşhis edilme olanağı günümüzde çok yüksektir. Ancak şunu da belirtmekte fayda var ki, otopsi çalışmalarında yüzde 50 oranında tiroid nodülü saptanmaktadır. Yani halen toplumda ultrasonla bile tespit edilemeyen tiroid nodülleri mevcuttur. Tiroid bezinde nodül saptandıktan sonra eğer kuşku varsa, nodülden yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile tiroid nodüllerinin kötü huylu olup olmadığı ortaya konur. İnce iğne aspirasyonu, iyi ellerde düşük riskli, hızlı sonuç veren ve kolay uygulanan bir yöntemdir. Biyopsi sonucu iyi huylu gelirse ve hastanın başka bir yakınması yok ise tiroid nodülleri takip edilebilir. Biyopsi sonucu kuşkulu veya kötü huylu gelirse, tedavi aşamasına geçilir. Tiroid Kanseri Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Tiroid kanseri tedavisinin en etkili yöntemi cerrahidir. Bazı merkezlerde tiroid kanserinde tiroid bezinin sadece bir kısmının çıkarılmasının yeterli olabileceği düşünülse de, en güvenilir yöntem tiroid bezinin tamamen çıkartılmasıdır. Bu yöntem nüks olasılığını azaltmakta ve ameliyattan sonra yapılacak radyoaktif iyot tedavisi gibi cerrahi olmayan tedavi yöntemlerinin etkinliğini de en üst düzeye çıkartmaktadır. Tiroid cerrahisinde görülebilen ses kısıklığı, kalsiyum düşüklüğü gibi komplikasyonlar, ameliyat deneyimli bir ekip tarafından gerçekleştirildiğinde en aza inmektedir. Cerrahi esnasındaki bulgulara, kanserin patolojik verilerine ve total tiroidektomi sonrası yapılan tüm vücut taramaları sonucuna dayanılarak ameliyattan sonra hastalara radyoaktif iyot tedavisi uygulanabilir.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #126 : 16 Kas 2014 23:02 »
Uykusuzluk (İnsomnia) Nedir?

Uykuya dalmakta veya uykuyu sürdürmekte güçlük veya uykunun dinlendirici olmaması gibi şikayetler "uykusuzluk" olarak tanımlanır. Yetişkinlerin yüzde 10–15'inin süregen ve ciddi uykusuzluk tarifi son derece yaygındır. İlerleyen yaşlarda ve kadınlarda daha yaygındır. Uykunun zamanı ve süresi altta yatan hemeostatik uyku sürdürümü ve sirkadiyen (biyolojik saat) süreçlerle belirlenir. Uykusuzluk, bilişsel ve psikomotor performans kaybı, düşük yaşam kalitesi, artmış sağlık harcamaları, artmış iş okul devamsızlığı ve artmış duygudurum ve anksiyete bozuklukları veya madde kullanımı ile ilişkilidir. Akut Uykusuzluk Nedir? Genellikle 1 gün ila 3 hafta sürer. Yabancı mekânda bulunma, durumsal stres, akut tıbbi hastalık veya ağrı, vardiyalı çalışma, kafein veya alkol kullanma nedenleri ile oluşabilir. Yanlış öğrenilmiş davranışlar ve uykuya dair kaygı duyma, (şartlanılmış uykusuzluk) gibi sebepler ile uykusuzluk kendi kendine kötüleştiren döngü üretmez ise genellikle zaman ile düzelir. Tedavide altta yatan neden çözülmelidir. Birkaç günden uzun süren uykusuzluklarda uzman hekim kontrolünde medikal tedavi başlanmalıdır. Stres azaltıcı teknikler önerilmelidir. Kronik Uykusuzluk Nedir? Birincil kronik uyku bozuklukları (tüm kronik uykusuzlukların yüzde 10–20 kadarıdır) Kronik uykusuzluk 3 alt tipten oluşur. şartlanmaya bağlı veya psikofizyolojik uykusuzluk aslında uykusuzluk ve onun sonuçlarından korkunun yol açtığı bir anksiyete bozukluğudur. Uyku durumunu yanlış algılama polisomnografik olarak kaydedilen uyku ile hastanın algıladığı uyku arasındaki bir tutarsızlık İdiopatik uykusuzluk genellikle yaşam boyu sürer ve genellikle diğer nedenlerin dışlanmasıyla tanı konulur. Tedavide bilişsel-davranışçı tekniklerin uzun dönemde en iyi etkinliğe sahip olduğu gösterilmiştir. İkincil Kronik Uyku Bozuklukları Psikiyatrik Hastalıklar Tüm uykusuzlukların yüzde 50den fazlası olarak kronik uykusuzluğun en yaygın nedenidir. Tedavi altta yatan psikiyatrik hastalığın etkili, iyi tolere edilen ajan ile tedavisi ile olabilmektedir. Uyku Bozuklukları Huzursuz Bacak Sendromu Kadınlarda erkeklere göre iki daha fazla görülen yalnızca akşamları veya geceleri var olan yada gündüz ile kıyaslandığında daha kötü olarak hissedilen daha çok bacaklarda hareketle hafifleyen uyuşma ve rahatsızlık şikayetlerinden oluşan bir sendromdur. şikâyetler uykusuzluk ile alevlenir. Altta yatan biyokimyasal ve anotomik patolojiler bilinmemektedir. Bununla birlikte kronik böbrek yetmezliği, demir eksikliği, romatoid artrit, antidepresan kullanımı ve gebelikte sekonder olarak ortaya çıkabilir. Medikal tedavi ile şikayetler azaltılabilir. Sirkadiyen Ritm Bozuklukları Bedenin biyolojik saatinin gerçek saatin gösterdiği zamana uyumlu olmadığı bir hastalık grubudur. Bu durum uygun koşul ve zamanlarda uyumakta güçlük ve/veya uygunsuz gündüz vakitlerinde gündüz vakitlerinde uyuklamalara yol açar. Nöbet, istemli veya gece vardiyalı çalışan ya da zaman dilimine karşı seyahat eden kişilerin çoğunda yaygın bozukluktur. Madde Kullanımı( alkol kafein) İlaçlar/ Tıbbi /Nörolojik Bozukluklar Ağrı, solunum yetmezliği, sık idrara çıkan uykusuzluk yapan en yaygın tıbbi nedenlerdendir. Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, ve multiinfarkt demans gibi bozukluklar uyku merkezlerinde tutulumla uykusuzluk oluşturabilir. Antidepresanlar, dekonjestanlar, kortikosteroidler uykusuzluğa neden olabilir. Tedavi altta yatan neden tedavisi ile mümkün olabilmektedir. Sağlıklı Bir Uyku Nasıl Olmalıdır? Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir: Çok aç ya da tok olmamak, Kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak, Düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak, Uyku gelmeden yatağa girmemek, Yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak, Uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek, Ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak, Gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #127 : 16 Kas 2014 23:02 »
Yüz Felci

Yüz Felci nedir? Yüz felci; yüz hareketlerinin genellikle tek taraflı azalması veya kaybolmasıdır (fasiyal sinir denilen yüz sinirinin, tek taraflı ya da nadiren iki taraflı hasarlanmasına bağlı gelişir). Kaş kaldırma, göz kapama, diş gösterme, gülme ve yanak şişirme gibi hareketler bozulur. Hangi dış ve iç faktörler yol açar? Beyinle beyin sapı arasındaki veya beyinle yüz kaslarına kadar olan bölümdeki birçok hastalığa bağlı olarak yüz felci gelişebilir. Beyinle -beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri nöroloji tarafından incelenir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise periferik yüz felci (bell felci) denir; en sık rastlanan yüz felci şeklidir. Periferik yüz felcini ise yapacak pek çok neden vardır: Viral ve diğer orta kulak iltihapları. Sistemik hastalıklar (şeker hastalığı en basta gelir, hipertansiyon, nörit yani sinir iltihabı, sarkoidoz, vitamin eksikliği vb). Tümoral hastalıklar; yüz sinirinin direkt kendisinden kaynaklanan tümör veya sinirin geçtiği bölgelerden kaynaklanan tümör ile dıştan sıkışması yoluyla yüz felci olabilir. Travmalar; kulak çevresine veya yüze gelen darbeler yüz sinirini hasara uğratarak yüz felci yapabilir. Ameliyatlar; kafa içinde kulak çevresinde başka sebeplerle yapılan ameliyatlar sırasında yüz siniri hasarlanabilir. Felç gelmeden önce dilde, gözde, kulakta, yüzde, genelde hangi belirtiler oluşur? Hasta felçli yüz tarafındaki kulağının arkasında bir ağrı veya işitmede erkenden bir zorlanma hissedebilir. Hiperakuzi; sık görülen, özellikle telefonla konuşurken fark edilen, seslere karsı artmış, hoşa gitmeyen bir duyarlılık olmasıdır. Bazen hasta yüzünde olaya eşlik eden bir uyuşma algılar. Ama yapılan muayenede gerçek bir duyu kaybı bulunmaz. Ne kadar sürer? 7-10 gün ilaç tedavisi ile birlikte aynı taraf yüze uygulanacak masaj tedavisi, sıcak uygulaması, yüz kaslarını çalıştıracak egzersiz önerilir, aynı tarafla sakız çiğneme tavsiye edilir.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #128 : 16 Kas 2014 23:02 »
Yenidoğan Tarama Testleri:

Yenidoğan tarama testleri, saptandığında tedavisi mümkün olan bazı hastalıkların tanınması için uygulanan testlerdir. Hayatın ilk aylarında belirti vermeyen bu hastalıklar önceden tanınamaz ise bebekte ciddi hasar oluşturabilir. Tanı konduğunda koruyucu tedavi uygulanabilir ve tam bir iyileşme sağlanabilir. Yenidoğan Servisinde her yenidoğana kan tarama ve işitme testleri yapılır. "Hipotiroidi" ve "Fenilketonüri" tarama testleri her bebeğe rutin uygulanan kan testleridir. Hipotiroidi, tiroid hormonlarının eksikliğidir. Bu durumda TSH yükselir. Fenilketonüri, protein sindiriminde eksik bir enzim nedeniyle bir aminoasitin vücutta birikmesidir. Erken teşhis edilmezse her iki hastalıkta da ciddi zekâ geriliği oluşabilir. Tarama testleri bebek 72 saatini doldurduktan sonra yapılmalıdır. Eğer bebek normal doğumla doğmuş ve bir iki gün içinde de taburcu olacaksa, birinci haftada yapılan kontrol muayenesi sırasında kan örneği alınır. Bu testler için topuktan alınan birkaç damla kan yeterlidir. Test sonuçları bir, iki hafta içinde belli olur. Yenidoğan işitme taraması Bebekler doğdukları andan itibaren duyarlar. İşitme taramasında, bebeğin alın ve kulak arkasına yerleştirilen elektrotlar sayesinde kulağa verilen seslerin, beyinde yarattığı dalgalar ölçülür. Tarama yapılmadan ailenin gözlemiyle bebekte işitme kaybı, en erken 18 aylıkken saptanabilmektedir. Oysa işitme kaybı ilk altı ayda tanındığında, işitme cihazları ile işitme ve konuşma kabiliyetleri normale yakın gelişmektedir. Bu nedenle işitme engelli bebeklerin erken tanınması önemlidir. Bebeğiniz işitme taramasını geçemezse, bir ay sonra yenidoğan servisinde kontrol işitme testi yapılır. En iyi cihazlarla bile, 100 bebekten 4'ü testi geçememektedir. Ancak test tekrarlandığında, bu oran 1000 bebekte 3-4'e düşmektedir.


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: 122
« Yanıtla #129 : 16 Kas 2014 23:02 »
Zoonotik (Hayvanlardan Bulaşan) Hastalıklar Nelerdir? Kist Hidatik Hastalığı nedir?

Evimizde veya bahçemizde beslediğimiz, kendimize en yakın dost seçtiğimiz hayvanlardan bulaşan birçok hastalık vardır. Bu hastalıklar "zoonotik hastalıklar" olarak adlandırılır. Zoonotik hastalıklardan bazıları Brucellosis (Brusella Hastalığı), Cysticercosis (Tenyalar), Deli Dana Hastalığı ( BSE ), Hydatidosis ( Kist Hidatik ) ve Kuduz Hastalığı'dır. Bu hastalıklar vücutta bölgesel veya yaygın tutulumlar yapar. Bu hastalıklar içinde ülkemizde en sık görülen hastalık ise Kist Hidatik'tir. Bu hastalık başta karaciğer olmak üzere tüm sistemleri tutabilen bir parazite bağlı enfeksiyon olarak tanımlanır. Hastalığın Etken Paraziti ve Bulaşma şekli Nasıldır? Etken parazit: Echinococcus granulosus, Echinococcus multilocularis ve Echinococcus vogeli'dir. Hayat siklusunda kesin konak köpekler ve diğer carnivorlardır (et yiyiciler). Sıcakkanlı omurgalıların çoğu "koyun, keçi, sığır ve insanlar" arakonaktır. Ergin parazit 3–6 mm uzunluğundadır ve köpeklerin ince bağırsağında yaşar. Köpek dışkısı ile atılan yumurtalar arakonak tarafından alındığında bağırsak duvarına penetre olur, daha sonra dolaşım sistemine geçer, başta karaciğer olmak üzere değişik organlara dağılarak kist hidatidleri oluşturur. Bu kistlerin içi sıvı dolu olup çocuk başı büyüklüğüne kadar ulaşabilir. Enfeksiyon kesin konağa hidatid kistli organların yenmesiyle geçer. İnsan enfeksiyonlarında bulaşma en çok köpeklerin dışkıları ve kılları ile olur. Köpeklere enfekte sığır ve koyun artıkları verilmemeli, mezbahalarda teşhis edilen enfekte organlar sahipsiz köpeklerin ulaşamayacağı şekilde usulüne uygun olarak imha edilmeli, sahipli köpeklerin periyodik kontrolleri ve koruyucu ilaçlamaları düzenli olarak yapılmalıdır. Hastalığın Belirtileri Nelerdir? Hastalığın başlarında kistin küçük olduğu dönemlerde uzun yıllar boyunca belirtisiz seyredebilir. Fakat kist büyüdükçe; bulunduğu bölgeye ve oluşturduğu basıya göre belirtiler ortaya çıkar. Karaciğer yerleşiminde sağ yan ağrısı, bulantı, kusma ve sarılık gibi belirti ve bulgular görülür. Akciğer tutulumunda; solunum sıkıntısı, öksürük, kan tükürme, göğüs ağrısı görülür. Diğer organ ve sistem tutulumlarında da bu bölgelere ait tablolar ortaya çıkar. Örneğin kafa içi tutulumlarda; baş ağrısı, kafa içi basınç artışı, kusma, şuur kayıpları görülebilir. Myokard (kalp kası) tutulumunda ritm bozuklukları, iskemi bulguları, kalp kasının ölmesi hatta yırtılma gelişebilir. Kemik tutulumlarında kendiliğinden kırıklara neden olabilir.Kistin patlaması durumunda alerjik reaksiyonlar ortaya çıkar. Akciğerdeki kistin patlamasıyla olmasıyla ağızdan kist sıvısı gelir, boğulmalara neden olabilir. Hastalığın Tanı ve Tedavisi Tanı; klinik bulgular, radyoloji, etkenin görülmesi ve tanısal amaçlı yöntemlerle konur. Radyolojik görüntülemede ultrasonografi, tomografi, manyetik rezonans teknikleri ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir. Kist sıvısı bronşlara, idrara, safra yollarına veya bağırsağa boşalırsa bu mataryellerde etkene ait yapılar görülebilir. Klinik ve radyolojik bulgularla kist hidatik şüphesi oluşan hastalarda Ekinokoklara karşı serumda oluşan antikorlara bakılır. Bunun için serolojik yöntemlere sıklıkla başvurulur. Serolojik yöntemler olarak indirek hemaglütinasyon, lateks aglütinasyonu, indirek floresan antikor testi ve enzim immuno assay kullanılabilir. Ulaşılabilecek bölgelerdeki kistler için ilk tercih edilecek tedavi cerrahi müdahale veya ciltten drenajdır.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: «
« Yanıtla #130 : 16 Kas 2014 23:02 »
Zatürre (Pnömoni) Nedir?

Pnömoni, halk arasındaki bilinen tabiriyle zatürre; kısaca akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak meydana gelir. Bazı pnömoni türlerinde hasta kişiden sağlam kişilere doğrudan bulaşma riski vardır. Ama hastalık çoğunlukla, hastanın kendi ağız, boğaz veya sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla meydana gelmektedir. Normal durumda hastalığa neden olmayan bu mikroplar, vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni oluşturur. Dolayısıyla pnömoni'nin oluşmasında bulaşmadan çok, kişinin vücut direncini kıran risk faktörleri rol oynar. Hastalık Nasıl Yayılıyor? Pnömoni'ye zemin hazırlayan grip ve benzeri viral solunum yolu enfeksiyonları ise çok bulaşıcıdır. Hapşırık ve öksürükle yayılabildikleri gibi, ağız ve burun sekresyonları ile bulaşmış bardak, mendil, çatal- kaşık gibi eşyalar aracılığıyla diğer kişilere geçebilir. Pnömoni'ler tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan hastalıklar arasındadır. Özellikle bebeklerde, çocuklarda, yaşlılarda ve bilinen başka bir hastalığı olan kişilerde pnömoni'ler daha ölümcül olabilmektedir. Bir kişinin pnömoni'ye yakalanmasının kolaylaştıran çeşitli risk faktörleri vardır. Bunlardan korunmak mümkünse, pnömoni'ler önlenebilir. Erişkinlerde Pnömoni Oluşmasını Kolaylaştıran Risk Faktörleri: İleri yaş Kronik hastalıklar: Akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, akciğer kanseri), kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, şeker hastalığı, sinir sistemi hastalıkları (kas hastalıkları, inmeler, bunama), yutma güçlüğü yapan durumlar (çene, kas, sinir hastalıkları, tümörler, yemek borusu hastalıkları), bağışıklık sistemi hastalıkları (AIDS, kan ve lenf bezi kanserleri) Sigara kullanımı Alkol alımı Kusmalar Geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar Grip salgınları Pnömoni Belirtileri Nelerdir? Üşüme- titreme, 39- 40 °C'ye varan yüksek ateş, öksürük, kirli, iltihaplı (yeşil, sarı, pas rengi) balgam çıkarma ve yan ağrısı olabilir. Bazı pnömoni türlerinde ise sinsi başlangıç olur. Birkaç gün devam eden iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrılarını takiben kuru öksürük, ateş yükselmesi, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi belirtiler olabilir. Bu şikayeti olan hastalar mutlaka doktora başvurmalıdır. Pnömoni ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur. Erken teşhis edilmesi ve gecikmeden tedaviye başlanmasının ölümleri azalttığı bilinmektedir. Hastanın yakınmaları pnömoni'yle uyumlu ise genellikle yapılan muayene ve akciğer röntgenindeki bulgularla teşhis konulabilir. Gerekirse kan ve balgam tahlilleri yapılabilir. Pnömoni Hastalığının Tedavi Yolları Nasıldır? Birçok vakada pnömoni evde tedavi edilebilir. Ağır olguların, yaşlı hastaların, oksijen tedavisi veya yoğun bakım desteği gerektiren hastaların hastaneye yatması gerekir. Tedavi hastaya göre değişir. Tedaviye erken başlandığında ve ayaktan tedavi edilebilen olgularda sonuçlar yüz güldürücüdür. Ancak teşhis ve tedavisi gecikmiş, ağır pnömoni olgularında ölüm oranı yüksektir. Pnömoni'den Korunma Yolları Nelerdir? Pnömoni'den korunmak için pnömoni oluşumunu kolaylaştıran olumsuz faktörler düzeltilmelidir. Bu amaçla kronik hastalıkların uygun şekilde takip ve tedavisi, stresten kaçınma, dengeli beslenme ve hijyenik barınma koşullarının sağlanması, alkol, tütün ve ilaç bağımlılığının kontrolü ile ağız ve mide içeriğinin solunum yollarına kaçmasına = aspirasyona yol açan risk faktörlerin azaltılması gerekir. Pnömoni'ye yol açabilen veya kolaylaştırıcı olan grip salgınları sırasında kalabalıkta temasın azaltılması, maske kullanılması ve özellikle yüksek riskli gruba grip bulaştırabilecek kişilerin aşılanması korunma için önemlidir. Grip virüsünün bizzat kendisi pnömoni'ye yol açabildiği gibi, diğer mikroorganizmalara bağlı pnömoni türlerinin ortaya çıkmasını da kolaylaştırabilir. Gribin ağır seyrettiği ve ölümcül olduğu olgular çoğunlukla pnömoni'nin gribe eşlik ettiği olgulardır. Bu nedenle pnömoni'lerin ve buna bağlı ölümlerin önlenmesi için grip salgınlarının da önlenmesi gerekmektedir. Gripten korunmak üzere aşılar geliştirilmiştir. Bu aşılar bir yıl süreyle korunma sağlar. Grip aşıları her yıl eylül, ekim aylarında ya da en geç kasım ayında bir doz kas içine yapılmalıdır. Grip aşıları gribe yakalanma riski yüksek veya grip olduğunda gribin ağır ve ölümcül seyredebileceği kişilere uygulanmalıdır. Pnömokok Aşısı: Pnömoni nedenleri arasında dünyada en sık rastlanan mikroorganizma Streptococcus pneumoniae' dir. Pnömokok dediğimiz bu bakteriye karşı hazırlanmış aşı bulunmaktadır. Pnömokoklar başta üst solunum yollarında olmak üzere pnömoni dışında enfeksiyonlara da yol açabilir. Bu aşı tamamen olmasa da yüksek riskli kişilere uygulandığında kısmen koruma sağlayabilmektedir. Aşı kas içine yapılmaktadır. 5 yıl sonra tekrarı yapılır. Pnömokok Aşısı Önerilen Kişiler: Bağışıklık sistemi normal olup kalp hastalığı, akciğer hastalığı, şeker hastalığı, alkolizm, siroz, beyin- omurilik sıvı kaçağı gibi kronik hastalığı olanlar Bağışıklık sistemi yetersiz olup pnömokoksik hastalık riskinin artmış olduğu dalağı alınmış kişiler, bazı kan hastalıkları, kronik böbrek hastalığı bulunanlar ve organ nakli yapılmış olanlar AIDS taşıyıcısı erişkinler 65 yaş ve üzerindekiler Grip ve pnömokok aşıları yüksek ateşli bir hastalığın seyri sırasında yapılmaz Grip aşısı yumurta alerjisi olanlara uygulanmamalıdır. Her iki aşı da oldukça güvenlidir. Aşı uygulanan yerde ağrı ve kızarıklık gelişebilir. Ateş, halsizlik, kırıklık gibi bazı yan etkiler olabilir, bunlar geçici ve hafiftir.