Gönderen Konu: Divan Edebiyatı  (Okunma sayısı 1029 defa)

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #45 : 02 Kas 2014 21:39 »
Neş\'et
 

18.yy
 

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ünlü Mevlevî şairlerindendir. Koca Râgıp Paşa ile şeyh Galip arasında yaşamıştır. Mürettep bir Dîvân'ı olan Neşet'in edebiyattaki önemi daha çok genç şairleri yetiştirmesinden kaynaklanır. Vasat bir şair olmasına karşın, iyi bir ustadır. şeyh Galip de Hoca Neş'et Efendi'den ders almıştır. Ayrıca dönemin genç şairlerine mahlas vermekle de tanınmıştır. Mevlânâ'dan etkilenen Neş'et daha çok Nâbî tarzında şiirler yazmıştır.
 

Eserleri: Dîvân, Tufân-ı Ma’rifet, Terceme-i şerh-i Dü Beyt-i Molla Câmî.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Ser-çeşme-i re’yiz dil-i şeydâda nihânız

Biz ab-ı zulâliz tih ü deryada nihânız
 

Biz bahşederiz ehl-i dile girye vü hande

Ol neş’e sâgar-ı sahbâda nihanız
 

Mahiyetimiz vüs'at-i meşrebde nühüfte.

Mecnûnlarız sâha-yi sahrada nihânız
 

Gavvâs bilür bizdedir ol gevher-i maksüd

Ummân-ı diliz mevce-i hârâda nihânız
 

Yârân ne zaman olsa bulurlar seni elbet

Neş’et biz o sırrız ki süveydâda nihânız
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fa’ûlün  


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #46 : 02 Kas 2014 21:39 »
Seyyid Vehbî
 

18.yy
 

Seyyid Vehbî'nin asıl adı Hüseyin'dir. Vehbî mahlasını almış ancak bu mahlastan önce Hüsâmî mahlasını kullanmıştır. İstanbul'da doğmuş, iyi bir medrese öğrenimi görmüş, müderrislik ve kadılık yapmıştır. Padişah III. Ahmed ve Damat İbrahim Paşa döneminin önemli şairlerindendir. Hatta kaynaklar İbrahim Paşa'nın kurduğu Tercüme Komisyonunda Seyyid Vehbî'nin de bulunduğunu yazarlar. Bu komisyondayken Vehbî, Arapça olan Aynî Tarihî’nden çeviri yapmıştır. Vehbî, III. Ahmed'den sonra padişah olan 1. Mahmud zamanında da iki yıl yaşamıştır. şairin Nedim'le dostluğu olduğu ve Nedîm'in adına yazdığı bir kasidesinin varlığı biliniyor. Vehbî kasidede Nef’î, gazelde ise Nâbî'nin etkisinde kalmıştır. Dîvân içerisinde çok sayıda manzum tarih bulunmaktadır. Bu tarihlerde dönemin yapılarıyla ilgili bilgi verildiğini ve Lâle Devri'ne ait olayların anlatıldığını biliyoruz.
 

Eserleri: Dîvân, Sûr-nâme, Sulhiyye, Hadîs-i Erba’în Tercümesi, 17. yüzyıl şairi Kafzâde Fâizî'nin Leylâ vü Mecnûn adlı mesnevisini tamamladığı Salim Tezkiresinde belirtilmiş olmakla birlikte eser günümüze kadar ele geçmemiştir.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #47 : 02 Kas 2014 21:39 »
Sâmî (Arpaemini-zâde)
 

18.yy

Hayatı: III. Ahmed ve I. Mahmud dönemlerinde yaşamıştır. İyi bir öğrenim gördükten sonra Divan-ı Hümayun'da katiplik yapmış, vakanüvis olmuştur. Sâmî, şairliğinin yanı sıra tarihçiliği ve hattatlığı da olan bir sanatçıdır. İyi bir şair olarak tanındığı, şiirlerinde tasavvufa da yer verdiği belirtilmektedir. Sâmî'nin divanında da Nedîm ve Vehbî divanlarında olduğu gibi Lâle Devri'nin özelliklerini bulmak mümkündür. Sâmî, nazireciliği ile de tanınmış bir şairdir. Gerek devrinde gerekse devrinden önceki şairlere oldukça çok nazire yazmıştır. şiirlerinde Nedîm ve Nâbînin etkisi görülür. Lâle Devri şairlerinden çoğunun Sâmî'ye nazireler yazdığı da sanatçıyla ilgili bilinenler arasındadır.
 

Eserleri: Dîvân, Tarih-i Vekâyî.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 

Ol bülbül-i aşkım ki gül ü yâsemenim yok

Ol tûti-i gûyây-i firâkım çemenim yok
 

Ben tekye-i aşkında o üryân-ı gamım ki

Pinhân-ı beden etmeğe bir pîrehenim yok
 

Ol hâne harâbım gam-ı hicrânın ile âh

Feryâd ü figân etmeğe beytü’l-hazenim yok
 

Pervâne tabîat gönül ey Sâmi-i şeydâ

Sûzân olacak meş’ale-i encümenim yok
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #48 : 02 Kas 2014 21:39 »
Sünbülzade Vehbî
 

18.yy
 

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Nedîm tarzında yazmakla birlikte onun kadar taklitte başarılı olamamıştır. Vehbî, şiirde daha çok şekle önem vermiştir. şiirleri lirizm yönünden güçlü değildir. Açık, ancak kuru bir anlatımı vardır. şiirlerinde, Sabit gibi yerel konulara yer vermiş, günlük hayatla ilgili daha doğrusu günlük hayatta kullanılan atasözleri ve deyimleri kullanmıştır. şiirleri, çağın toplumsal yapısını yansıtması bakımından önem taşırlar.
 

Eserleri: Dîvân, Lutfiyye, Tuhfe (Farsça-Türkçe manzum sözlük), Nuhbe (Arapça-Türkçe manzum sözlük).
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Bahâr eyyâmıdır ey dil figân-ı aşkı müzdâd et

Misâl-i andelîb ol gül ruhun bâğında feryâd et
 

Fırât u Dicla âsâ cûşiş-i eşk-i revânınla

O şûhun cennet-i kûyun behişt-âbâd-ı Bağdâd et
 

Yeter yıktın dil-i vîrânımı şimden gerü yap yap

Gel ey genc-i ümîdim gel medet lûtfunla âbâd et
 

Ne hâcet pâdişâhım âşıka tîğ-i sitem çekmek

Niçin zahmet verirsin kendüne ağyârı cellâd et
 

Amân ey şûh-ı tersâ bend-i zülfünde giriftârım

Esîr oldumsa de kâfir mürüvvet yok mu âzâd et
 

Unutma kûşe-i hicrânda bu Vehbî-yi mahzûnu

Peyâm-ı vuslatınla gâhice yâd eyleyüp şâd et
 
 
 

Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #49 : 02 Kas 2014 21:39 »
İsmail Beliğ
 

18.yy
 

Bursa'da doğmuştur. 18. yüzyılın ilk yansında yaşamıştır. Lâle Devri sanatçılarındandır. Manzum, mensur eserleri olan İsmail Beliğ'in edebiyatımızda varlığı bilinen iki ünlü eseri vardır. Bunlardan birisi Nuhbetü'l-Âsâr lî Zeyl-i Zübdetü'l-Eş'âr'dır. Eser bir şuara tezkiresidir. Beliğ, Kaf-zâde Faizi'nin Zübdetü'l-Eş'âr adlı tezkiresine ek olarak yazdığı bu biyografik eserde kendi dönemine kadar gelmiş şairlerin biyografilerini verir. Bu eser Bursa tarihi diye de bilinir. Beliğ Bursalı olduğu için bu eserinde Bursa'nm yetişmiş bilgin ve şairlerinden söz eder. İsmail Beliğ'in bu eseri kaynak belirtmesi, hatta kaynaklan eleştirmesi bakımından önemlidir. Beliğ'in diğer bir eseri de Bursa şehr-engîzidir. Ayrıca kaynaklar Dîvân'ından ve Seb'a-i Seyyare adlı eseri ile Gül-i Sad Berg adlı eserinin varlığından söz ederler. Sözü edilen eserlerden Dîvân ile Seb 'a-i Seyyare elde bulunmamaktadır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #50 : 02 Kas 2014 21:39 »
İzzet Ali Paşa
 

18.yy
 

18. yüzyılın ilk yansında özellikle Lâle Devri'nde yaşamış dönemin tanınmış şairlerindendir. İstanbulludur. şairliğinden başka hattatlığı da vardır. İbrahim Paşa devrinde Nedim'den sonra dönemin zevk ve neşesini şiirlerinde başarıyla yansıtan en önemli şair İzzet Ali Paşa'dır. Nedîm ile çok yakın arkadaşlığı olduğu bilinir. Nedim'e yazdığı Nigâr-nâme adlı mektupla, Nigâr-nâme'ye karşılık olarak Nedim'in espiri yollu verdiği cevap Nedîm Dîvânı içerisinde yer alır. İzzet Ali Paşa Nedîm tarzında yazan şairlerin başında gelir ve onun en güçlü izleyicisidir. Nedim'in gazellerine nazireler yazdığı bilinir.
 

Eserleri: Dîvân, Nigâr-nâme.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #51 : 02 Kas 2014 21:39 »
şeyh Galib
 

18.yy
 

şeyh Galib (1757 - 1799), Divan Edebiyatı şairi
 
 
 

Asıl adı Mehmed olan şeyh Galip, 1757 yılında, İstanbul'da doğmuştur. Hümayûn kâtiplerinden şair Mustafa Reşid Efendi babası, Emine Hatun ise annesidir. Daha çok küçük yaşlarda büyük bir kabiliyet ve başarı gösteren şair, ilköğrenimini babasından görmüş, daha sonraları dönemin ünlü şairlerinden Farsça'nın inceliklerini öğrenmiştir. Ailesinin etkisiyle Mevlâna Dergâhı'nda (Konya) çileye girdi, sonra yine ailesinin etkisiyle çilesini tamamlayamadan İstanbul'a geri döndü. İstanbul'a döndüğünde Yenikapı Mevlevihanesi'nde çilesini tamamlamıştır. Daha sonra, 1791'de Galata Mevlevihanesi şeyhliği yapmıştır. Ansızın, 3 Ocak 1799'da, İstanbul'da ölmüştür; ölümünün nedeni bilinmemektedir.
 
 
 
 
 

Çok genç bir yaşta divan sahibi olan şeyh Galip, hiç kuşkusuz Nedim 'den sonraki dönemin en önemli şairlerindendir. Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, bir çok buluşu ve yarattığı manzumlarla divan edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına rağmen divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün şeyh Galip'in şiirleri gösterdiği harika sembolizm ve betimlemelerle özellikle Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır.
 
 
 
 
 

Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) şeyh Galip'in (1757-1799) başyapıtıdır. 2101 beyittir. Aruzun "mefulü-mefailün-feülün" kalıbı ile kaleme alınmıştır. Son dönem divan edebiyatının en güzel örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak edebiyat ve spiritualizm açısından çok önemli bir eserdir. Eserin kahramanları güzellik (hüsn) ve güzelliğe yönelişin sonucu olan aşk'tır. Eserin her bir satırında tasavvufi simgeler bulmaktayız, kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar. Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) ile kaleme alınmış olan bu büyük eser, doğu edebiyatının zirvelerinden birisi olmuş ve bir çok dile çevrilmiştir, bugün hâlâ yeni baskıları yapılmaktadır.
 
 
 
 
 

Kaynak: "http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCsn_%C3%BC_A%C5%9Fk"
 
 
 

Gül âteş gül-bün âteş gül-şen âteş cûy-bâr âteş

Semender-tıynetân-ı aşka bestir lâle-zâr âteş
 

Hemân ey saki bir sâgar tutuşdur dest-i dil-dâra

Gazabla bezme geldi şem'-i meclis-veş yanar âteş
 

Nesîm âteş çıkardı gonce-i çeşm-i ümidimden

Bırakdı gül-şen-i amalime berk-ı bahar âteş
 

Hayâl-i hasreti hâlinle âh etdikçe uşşâkın

şeb-i firkatde her dem ahterân eyler nisâr âteş
 

Bana dûzahtan ey meh dem urur gül-zârlar sensiz

Diraht âteş nihâl âteş gül âteş berg ü bâr âteş
 

Mürekkebdir vücûdu tâ ezel yek-pâre sûzişten

Anâsırdan meğer uşşâka olmuşdur du-çâr âteş
 

Çerâğ-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakışdırmış

Gönül pervanesine vuslat âteş intizâr âteş
 

Meğer kilk-i sebük-cevlânın olmuş germ-rev Gaalib

Zemin âteş zaman âteş bütün nakş ü nigâr âteş
 
 
 

Açıklama: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #52 : 02 Kas 2014 21:39 »
Aynî
 

19.yy
 

Gaziantep doğumlu olan Aynî'nin asıl adı Hasan'dır. Hakkındaki bazı bilgileri Nazmü'l-Cevâhir adlı kendi eserinden öğreniyoruz. Bu eserde verdiği bilgiye göre 1790 yılında İstanbul'a gelerek şairler arasında kendini göstermiş ve Nakşibendî tarikatına girmiştir. Tezkirelerden bazıları (Arif Hikmet ve Fatin Tezkireleri) ise Aynî'nin çeşitli devlet görevlerinde bulunduktan sonra İstanbul'da öldüğünü bildirirler.
 

Eserleri ve Edebî Kişiliği
 

Aynî, edebiyat tarihindeki yerini manzum tarihleriyle yapmıştır. Manzum tarih söylemede edebiyatımızda Sürûri'den sonra en önde gelen şairlerdendir. Ancak şairliği güçlü değildir. şiirlerinde şeyh Gâlib'in büyük etkisi görülür. Nef’î ve Nâbî'den etkilendiğini gösteren beyitleri de vardır. 18. ve 19. yüzyıl şairlerinden bazılarının gazellerine nazireler yazmış, Fıtnat'ın bir gazelini tahmis etmiş, bir gazelini de müstezad haline getirmiştir. İzzet Molla ile birlikte yazdığı yirmi gazeli bulunmaktadır.
 

Eserleri: Dîvân, Sâkî-nâme, Nazmü’l-Cevâhir, Nusret-nâme.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 

Def'-i gam-ı rindân-ı sühandan meye muhtâc

Cemşîd-i dil-i nükteveran, heyheye muhtâc
 

Bu bezmimizin cümbüşü ey mutrib-i hoşdem

Bir dâire bir sinekemân bir ney'e muhtâc
 

Tevfik-i İlâhî denilür nâmına Aynî

Tanzîm-i umûr-ı dü cihân bir şeye muhtâc
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #53 : 02 Kas 2014 21:39 »
Enderunlu Vasıf
 

19.yy
 

İstanbullu olan Vâsıf, enderunda yetiştiği için Enderunlu ya da Enderunî lakabıyla tanınmıştır. III. Selim döneminin son yıllarından başlayarak saray çevresinde önemli görevlerde bulunmuş, en son haceganlık rütbesiyle saraydan ayrılmıştır. şair İstanbul'da 1824 yılında ölmüştür.
 

18. yüzyılda Nedim'in başlattığı mahallileşme akımının bu yüzyıldaki en önemli temsilcisi Vâsıftır. Ancak onda Nedim'in inceliği yoktur şiirlerinde Nedim'in yanı sıra Sabit ve Enderunlu Fazıl’ın da etkisi görülür. Vâsıf eski şiirin kurallarına, eski kültürün estetik değerlerine fazla sadık kalmaksızın hatta kuralları umursamadan yazmıştır. Ayrıca, şiirlerinin büyük bir kısmı tehzil yani alay ve taklit özelliği gösterir. şiirlerin¬de özellikle şarkılarında kayıtsız bir ruh hali olan Vâsıf, perde-birûnâne yani edep dışı şiirler de yazmıştır. şiire mahallî renkler katarken, alaycı yaradılışı onu eski şiirin nükte anlayışından uzaklaştırmış, bayağılığa düşürmüştür.
 

Vâsıf’ın şiirlerinde İstanbul'un önemli bir yeri vardır. İstanbul Türkcesi başta olmak üzere İstanbul'un gezinti yerleri, halkın giyim kuşamı, binicilik, cirit ve ok atma gibi geleneksel yönler onun şiirlerinin en çekici yanlarıdır. Bazı şiirleri halkın gelenek ve göreneklerini yansıtması bakımından ilginçtir.
 

Vâsıf’ın edebî kişiliğiyle ilgili söylediklerimizi özetleyecek olursak: Onu, divan edebiyatının son döneminde yetişmiş, Nedim'in yolunda yürümüş ancak, orijinal olmak için bayağılaşmayı bile göze almış, edebiyatımız yönünden çok Türk dili, özellikle folkloru açısından önemli bir şair olarak kabul etmemiz gerekir.
 

Vâsıf’ın çağdaşı ve yakın arkadaşı olduğu bilinen İzzet Molla yaz¬dığı tarih kıtasında şairin ölümünden önce şiirlerini yaktığını söylerse de Vâsıf Dîvânı Mısır (Bulak 1257) ve İstanbul (1257, 1258, 1989) da olmak üzere toplam dört kez basılmıştır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 

Ne dem ol gözleri mestâne gelür hâtırıma

İbtidâ sunduğu peymâne gelür hatırıma
 

Dest-i çevrinde nice yıllar o kaşı yayın

Çekdiğim çille-i merdâne gelür hatırıma
 

Bir mesel söyler o şuhu sararım fikri ile

Günde yüz bin kadar efsâne gelür hatırıma
 

Beni sevmez deyü bî-hûde sitem eylemcsün

Sevmem ol meh-veşi de ya ne gelür hâtırıma
 

Dünyede Pertev-i hoş-gû gibi şâir olmaz

Yok eğer var ise bir dane gelür hatırıma
 

O siyeh zülf-i perişana dokundukça sabâ

Hâli zâr-i dil-i dîvâne gelür hâtırıma
 

Âteş-i aşk ile ben yandığımı andıkça

şem ile hâlet-i pervane gelür hâtırıma
 

Bülbül-i gülşen-i aşkım ki gamiyle o gülün

Ne kafes ne heves-i lâne gelür hâtırıma
 

Ne zemân sohbeti açılsa o şûh-i mestin

İtdiği tavr-ı sefîhâne gelür hâtırıma
 

Ne yalan söylevim ol şûh ile hem-meclis iken

Ne bir ahbâb ü ne bî-gâne gelür hâtırıma
 

Hâhiş-i zevk-i visalinle bilür misin aceb

Göricek ben seni cânâ ne gelür hatırıma
 

Derdimi dökmeğe dil-dâre tiz-elden Vâsıf

Mesken-i malıfi bizim hâne gelür hâtırıma
 
 
 

Açıklama: Feilâtün feilâtün feilâtün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #54 : 02 Kas 2014 21:39 »
Keçecizade İzzet Molla
 

19.yy
 

İstanbul'da doğmuş, babasının ölümü üzerine akrabalarının yardımlarıyla öğrenimini tamamlamıştır. Çeşitli devlet görevlerinde bulunduktan sonra Osmanlı-Rus Savaşı aleyhtarı olduğu için sürgüne gönderildiği Sivas'ta ölmüştür.
 

Eserleri ve Edebi Kişiliği
 

19. yüzyılın, divan edebiyatı geleneğinin önemini yitirerek çöküşe yöneldiği ve yerini yeni bir edebiyata bırakmaya başladığı bir dönemdir. Böyle bir edebiyat ortamı içinde, dönemin öteki şairlerinin yaptıkları gibi İzzet Molla da önce 17. ve 18. yüzyıl ustalarının yollarını izlemiştir. Ancak, divan şiiri geleneğini sürdürmekten öteye giderek, sahip olduğu şairlik yeteneği, ince zevki, sağlam ve zarif üslubuyla diğer şairlerden kolayca ayırt edilebilecek bir edebi değer ve ustalık göstermiştir. İzzet Molla'nın mizahî yanı güçlü olup eserlerinde yer yer olay ve şahısları mizahla karışık bir üslûpla anlatmayı başarmıştır. Öte yandan İzzet Molla'nın da çağdaşı bazı şairler gibi yaşanan hayata, çevreye ve insana daha yakından baktığı ve dönemin şiirinde aranan değişiklik ihtiyacını karşılamaya çalıştığı görülür. Bu amaçla şiirlerine mahallî renk katmaya çalışmış, halk şiiri ve sanatçılarıyla ilgilenmiş, hece veznini kullanarak türküler yazmış, böylece divan şiirinin geleneksel yapısını sarsmıştır. Bu tarz girişimlerinin bazı eserlerinde başarılı olduğu dikkate alındığında o, yeni edebiyatın ilk müjdecilerinden sayılabilir. İzzet Molla'nın zeki, nüktedan, sözünü esirgemeyen, mizaha ve latifeye düşkün, zevk ve eğlenceyi seven kişiliğiyle divan şiirinin son şairlerinden olduğu onun hakkında bilgi veren kaynaklarca kaydedilmektedir.
 

Eserleri: Gülşen-i Aşk, Mihnet-Keşân, Dîvân, Lâyihalar, Devhatü’l-Mehamid fî Tercimeti’l-Vâlid, şerh-i Elgâz-ı Râgıb Paşa
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Zülfündedir benim baht-ı siyahım

Sende kaldı gece gündüz nigâhım

İncitirmiş meğer ki seni âhım

Seni sevdim odur benim günahım

Aşkını saklarım gönlümde nihan

Gizlice gizlice ağlarım heman

El gibi cefadan söylemem figan

Seni sevdim odur benim günahım

Müptelayım senin ahu gözüne

Bakıp bakıp ah ederim yüzüne

Anladım uymuşsun eller sözüne

Seni sevdim odur benim günahım  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #55 : 02 Kas 2014 21:39 »
Leyla Hanım
 

19yy
 
 

İstanbul'da doğmuştur. İyi bir aileden gelen Leylâ Hanım, 19. yüzyılın usta şairlerinden Keçecizâde İzzet Molla'nın akrabasıdır ve İzzet Molla'dan etkilenmiştir. Leylâ Hanım bazı şiirlerinde dayısı İzzet Molla'yı üstad olarak anar. Kaynakların Mevlevîlik’i benimsediğini bildirdikleri Leylâ Hanım İstanbul'da ölmüştür.
 

Son dönem divan şiirinin vasat sanatçılarından olan Leylâ Hanım edebiyat tarihimizdeki yerini hanım şair olmasına borçludur. şiirlerinde bir Mevlevî şeyhi olan şeyh Gâlib'in etkisi görülür. Divan şiiri gazellerinin ana teması olan aşkı Leylâ Hanım da gazellerinde işlemiştir. Bazı gazellerinin sonunda Mevlânâ anılmış olmakla birlikte, onun daha çok beşerî aşkı işlediği görülmektedir. Hatta gazel ve şarkılarında konu gereği dile getirdiği sevgi, içki ve eğlence meclisleri bir kadın olarak onun yanlış anlaşılmasına yol açmıştır. Hem dayısı hem de hocası olan İzzet Molla'dan birkaç şiirinde söz eden Leylâ Hanım, onun bazı beyitlerini tazmin ve bir gazelini tahmis etmiştir. Ayrıca divan şiirinin Bakî gibi eski usta şairlerinden bazılarına nazire yazan Leylâ Hanım, döneminin şairlerinden bazılarının şiirlerini de tanzir etmiştir.
 

Eseri: Dîvân.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 
 

Yanarsam nâr-ı aşkınla yanayım ya Resûlallah

Ezelden bağrı yanmış bir gedâyız yâ Resûlallah

Hevâ-yi nefsime tabî olup pek çok günah ettim.

Huzûra hangi yüz ile varayım, yâ Resulallah

Harîm-i ravzanâ sürmüş iken ruy-ı siyahım ah

Yine cürm ü günaha mübtelâyım, yâ Resûlallah

Kapmda boynu bağlı bir esirim destgîr ol sen

Garibim bîkesim bî dest ü payım yâ Resûlallah

Kulun Leylâ'ya şahım, var iken dergâh-ı ihsanın

Varıp ben hangi şâhâ yalvarâyım, yâ Resûlallah
 
 
 

Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #56 : 02 Kas 2014 21:39 »
Yenişehirli Avnî
 

19.yy

Kaynakların hakkında fazla bilgi vermedikleri Avnî Yenişehir'de doğmuştur. Adı Hüseyin'dir. İyi bir aileden geldiği bilinen Yenişehirli Avnî, doğum yerinden ayrılıp İstanbul'a geldikten sonra çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş; bir ara divan katibi olarak Bağdat'a gitmiştir. Kaynaklar, Avnî'nin, İstanbul'a döndükten sonra eşini ve oğlunu arka arkaya kaybetmesi üzerine ömrünün geri kalan kısmını derbeder ve maddî sıkıntı içerisinde geçirdiğini yazarlar. Bu bilgilerin yanı sıra, Avnî'nin Mevlevîlik’i benimsediği, derviş yaradılışlı olduğu için eserlerini düzenleyip yaşarken yayımlayamadığı onunla ilgili söylenenler arasındadır.
 

Edebî Kişiliği
 

Avnî, eski geleneğe bağlı kalmakla birlikte, divan şiirinin 19. yüzyılda yeni bir görünüm kazanması için eskinin çağın gerekleri doğrultusunda değiştirilmesi gerektiğine inanan, bu nedenle de yeni bir söyleyiş arayışında olan bir şairdir. Ancak, alçakgönüllü, iddiasız bir şair olması ve yazdıklarına fazla özen göstermemesi nedeniyle Osmanlı şairleri arasında layık olduğu yeri alamamıştır. Ayrıca döneminin birçok şairi gibi o da şiirlerinde laubaliliğe düşmekten, zaman zaman sıradan bir şair olmaktan kurtulamamıştır. Bu duruma rağmen gerek kendi döneminde gerekse sonraki dönemlerde iyi şair olarak itibar görmüştür.
 

Eserleri: Dîvân, Âb-nâme, Mir’ât-ı Cünûn, Âteşkede, Nihân-ı Kazâ.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #57 : 02 Kas 2014 21:39 »
şeref Hanım
 

19.yy
 

İstanbul'da doğmuştur. Kaynaklar hakkında fazla bilgi vermezler. Ancak, Dîvânında bulunan padişah II. Mahmud'a ve Valide Sultan'a yazdığı övgülerden, hayatının maddî sıkıntı içinde geçtiği anlaşılmaktadır. Kaynaklardan ve şiirlerinden öğrendiğimiz kadariyle şeref Hanım dindar ve Mevlevî tarikatına mensup bir kişidir. Dîvânında Mevlânâ ve Mevlevi büyükleri için yazılmış şiirleri vardır.
 

Dîvân hem muhteva hem de dil ve ifade özellikleri yönünden şeref Hanım'a kadın şairlerimiz arasında önemli bir yer kazandırmıştır. Onun şiirlerinde yenilik bulunmamakla birlikte, eskinin başarıyla tekrar edildiği görüşünü kaynaklar paylaşırlar. O da dönemin modasına uyarak eski ve yeni birçok şaire nazire yazmıştır. Son olarak, şeref Hanım'ın dönemindeki şairlerin çoğundan başarılı olduğu, özellikle, aruza hakimiyeti, kusursuz söyleyişi, duygu ve hayal inceliğiyle döneminin öteki hanım şairi Leylâ Hanım'dan daha üstün olduğu söylenebilir.
 

Eseri: Dîvân.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Temayülün kime cânâ bilinmedi gitti

Tabiatın dahi bâlâ bilinmedi gitti

Ser-i rehinde mi, zülfünde mi vatan tuttu

Karargeh-i dil-i şeydâ bilinmedi gitti

Rümûz-i aşkı bilen, bilinmeyene eder ikrar

Nedir hakîkati amma bilinmedi gitti

Bilindi derd-i dili, bülbülün figanından

Gülün başındaki sevda bilinmedi gitti

Kimin esîri kimin âşık-ı fikendesidir

şeref dedikleri rüsvâ bilinmedi gitti
 
 
 

Açıklama: Vezni: mefâ’ilün fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün