Gönderen Konu: Divan Edebiyatı  (Okunma sayısı 1032 defa)

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #30 : 02 Kas 2014 21:39 »
Fehîm
 

17.yy
 

Yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Fehîm-i Kadîm olarak da tanınır. Böyle tanınmasının nedeni bir yüzyıl sonra yaşamış olan Fehîm'le kanştırılmaması içindir. Küçük yaşında iken İran şiirine merak saran Fehîm, İranlı şair şirazlı Urfî'yi beğenerek onun etkisinde kalmış, hatta şiirlerinde kendinden "Urfî-yi Rum" diye söz etmiştir.
 

Tanzimat dönemi Divan şiiri yanlısı şairlerin gazel vadisinde en beğendikleri ve nazire yazdıkları iki şairden biri Fehîm, diğeri ise Nâ'ilî'dir.
 

Eserleri: Dîvân,şehr-engîz, Evliya Çelebi, Fehîm'in Figan-nâme adlı eserinin varlığından söz ederse de anılan eserin şairin divanında bulunan bir kasidesi olduğu sanılmaktadır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Bir hayât için kazâ bilmem ne sâz eyler bana

Ben şehîd-i gamzeyim Îsâ niyâz eyler bana
 

Bî-tekellüf merhem-i halvet-serâ-yı gamzeyim

Çeşm-i şûh-ı dilberân ifşâ-yı râz eyler bana
 

Seng-i mi’yâr-ı cünûnum ben ki sarrâf-ı hıred

Akl ile bin türlü vaz’-ı imtiyâz eyler bana
 

şâh-ı istiğnâ sipâhım ben Fehîmâ çerh-i dûn

Havf ile bir türlü arz-ı dilnüvâz eyler bana
 
 
 

Açıklama: vezni: fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün  


CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #31 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nailî
 

17.yy
 

17. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Nâ'ilî, Nâ'ilî-i Kadîm diye de tanınır. Hayatı hakkında bilinenler azdır. İstanbullu'dur. Katiplik yapmış, ömrünün son yıllarını doğup büyüdüğü İstanbul'dan uzakta, sürgüne gönderildiği Edirne'de sıkıntı içinde geçirmiştir. Ölümünden kısa bir süre önce İstanbul'a dönen Nâ'ilî 1666 yılında İstanbul'da ölmüştür. şiirlerinden, iyi yetişmiş, kültürlü, olgun bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. Nâ'ilî, tasavvufun etkisinde kalmış, Halvetiye tarikatına girmiştir.
 

Nâ'ilî 17. yüzyılın gazel ustalarındandır. Kendisinden söz eden bütün kaynaklar, onun şiirde yeni bir çığır açtığı görüşünde birleşirler. Nâ'ilî, Neşâtî'yle birlikte "Sebk-i Hindî"nin edebiyatımızdaki en başarılı temsilcisi olarak tanınır. "Sebk-i Hindî" şiirinde görülen anlam derinliği, hayal genişliği dilde yabancı kelime ve uzun tamlama kullanımı Nâ'ilî'nin şiirlerinin de başlıca özelliklerindendir. Ufak tefek, zayıf, hastalıklı bir insan olması, mesleğinde ilerleyememesi ve şairliğiyle kendisine rahat bir geçim sağlayamaması yüzünden şiirlerinde karamsar bir ruh hali sezilir. Karamsar duyguların, ıztırabın anlatımı belirttiğimiz bu nedenlerden dolayı kişiliğine uygun düştüğü gibi "Sebk-i Hindî"nin de başlıca özelliklerindendir. Nâ'ilî, ruhundaki bu kötümserliği, tasavvufun mistik huzuru içerisinde eriterek şiirlerinde vermeye çalışmıştır. Nâ'ilî'nin şiirlerine konu olan aşk, çoğunlukla ilahî aşktır. Sanatçı tasavvufu daha çok gazellerinde ve müseddeslerinde işlemiştir. şiirlerinde ilahi aşkı işlemesi nedeniyle tasavvufa düşkünlüğü görülmekle birlikte Nâ'ilî, kendisinin de şiirlerinde belirttiğine göre dünyayla olan bağını kesememiş, dolayısıyla gerçek bir mutasavvıf olamamıştır. Nâ'ilî bu durumdan şiirlerinde yakınır.
 

Daha sonraki yüzyıllarda da etkisini sürdüren Nâ'ilî, Tanzimat Dönemi'nde de divan edebiyatı geleneğini sürdüren Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avnî ve Arif Hikmet üzerinde etkili olmuştur.
 

Bilinen tek eseri Dîvân’ıdır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Hikmet ki derd-i aşkı îlâc-ı dil eylemiş

Kâfûr-u hüsnü şûle mizâc-ı dil eylemiş
 

Sermâye-dâd-ı kâle-fürûşân-ı hüsn ü nâz

Bâzâr-ı aşkı germ-i revâc-ı dil eylemiş
 

Mînâdan olsa tâk ü revâkı aceb midir

Gerdûn ki bunca kesr-i zücâc-ı dil eylemiş
 

Reşk âgeh-i sun' cevherî-i kârgâh-ı aşk

Ol dürr-ü pâki zîver-i tâc ü dil eylemiş
 

Ey Nâilî fürûğdih-i âlem-i vücûd

Kandîl-i âfitâbı sirâc-ı dil eylemiş
 
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fâ’ilün
 

Gazelin alındığı kaynak: (Dîvân-ı Nâilî, Bulak Matbaası, H.1253, sf: 49)  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #32 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nedîm-i Kadîm
 

17.yy

Hayatı: İsim benzerliği nedeniyle bir asır sonra yaşamış olan Lâle Devri'nin ünlü şairi Nedîm'le karıştırılmış, kimi şiirleri de Nedîm'e mal edilmiştir. Diğer Nedim'den ayırmak için Nedîm-i Kadîm adıyla tanınır. Lâle Devri şairi Nedîm Dîvânı’nın bir baskısını hazırlayan Halil Nihat Boztepe, divanın sonundaki lugatçenin "n" harfi altında Nedîm-i Kadîm'in Dîvânçe'sini de yayımlamıştır. Başka bir deyişle Dîvânı ile Divançe aynı eser içerisinde, bir arada bulunmaktadır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 
 

Derdin nedir gönül, sana bir hâlet olmasın

Sad elhazer ki sevdiğin ol âfet olmasın

Geh hancer-i tegâfül ü geh nîze-i itâb

Ol mest-i nâz mest-i mey-i nahvet olmasın

Dünyâya oldu velvele endâz-i resthiz

Gülzâra azmeden o sehî kâmet olmasın

Bigâne meşrebâ bize tâ key tegâfülün

Bir âşinâ nigâha da mı fırsat olmasın

Ey andelîb, nâle-i âteş-feşânı ko

Terdir mizâc-ı nâzik-i gül sıklet olmasın

Gelmez o şûh meclise ağyar gelmese

İster ki arz-ı hâle bile ruhsat olmasın

Gâhî nifâh-ı nâza da ver ruhsat-ı niyâz

Nâz etmemek nigâha da bir âdet olmasın

şâyet eser ide nefes-i âteşîni hayf

Söylen Nedîm-i zâr ile germ ülfet olmasın
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fa’ûlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #33 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nef'î
 

17.yy

Hayatı: Nef'î, 17. yüzyıl Osmanlı sahası Türk edebiyatının ilk yansında yaşamış olup, Divan şiirinin önde gelen şairlerindendir. Erzurum (Hasankale) doğumlu olan Nef î'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1570 yılı dolayında doğduğu sanılmaktadır. Çocukluğu ve gençliğinde sağlam bir medrese öğrenimi görerek, Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenen sanatçı, şairliğe de oldukça erken yaşlarda başlamıştır. Mahlâs olarak önce zararla ilgili anlamına gelen "Zarri"yi kullandığı, daha sonra tarihçi Gelibolulu Âlî'nin verdiği ve yarar anlamına gelen "Nef‘î"yi kullanmaya başladığı, kendisi hakkında bilgi veren kaynaklarda kaydedilmektedir. Asıl adı Ömer olan Nef’î'nin, bir süre doğum yerinde yaşadıktan sonra İstanbul'a geldiği bilinmekle birlikte, Doğu Anadolu'dan ne zaman ayrılıp İstanbul'a geldiği konusu da henüz açıklık kazanmamıştır. Ancak, şiirlerinden yola çıkarak I. Ahmed'in tahta çıkışından sonra yani 1603'ü izleyen yıllarda İstanbul'a geldiği sanılmaktadır. Büyük şair Edirne'de kısa süre bulunmasının dışında 30 yıl kadar bir süre de İstanbul'da yaşamıştır. I. Ahmed, I. Mustafa, II. Osman ve IV. Murad olmak üzere dört padişah döneminde yaşadığı bilinen Nef î'nin, bu padişahlardan en çok I. Ahmed ile IV. Murad'ı sevdiği, ya da onlara yakınlığının daha fazla olduğu bu iki hükümdara sunmuş olduğu kaside sayısının fazlalığından anlaşılmaktadır. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunan Nef'î, hicve olan düşkünlüğünün kurbanı olarak 1635'te idam edilmiştir.
 

Eserleri ve Edebî Kişiliği
 

Divan Edebiyatımızda Fuzulî, Nâbî gibi çok sayıda eser veren ünlü ustaların yanı sıra Nâ'ilî, Nedîm, şeyh Galip gibi fazla eser vermemiş seçkin sanat ustaları da bulunmaktadır. Sözü edilen bu ikinci grup şairlerin bıraktıkları eserlerin sayısı fazla olmamakla birlikte şiir sanatında gösterdikleri ustalıkla ölümsüzlüğe kavuşmuşlardır. Nef’î bu II. grup sanatçılardandır. Nef’î'nin başlıca üç eseri bulunmaktadır. Bunlar, Türkçe Dîvân, Farsça Divan ve Sihâm-ı Kazâ’dır. Ayrıca bazı araştırmacılar tarafından şairin, Tuhfetü'l-Uşşâk adlı kasidesi de müstakil bir eser olarak değerlendirilmektedir.
 

Nef’î övgü ve yergi şairidir. Övgü ve yergi Nef’î'nin, geçmişte ve günümüzde yayımlanmış olan kaynakların görüş birliği ettiği iki ana özelliğidir. Övgü dendiği zaman da usta şairin fahriyeciliğini, kendi sanatını övmeye düşükünlüğünü belirtmek gerekir. Öyle ki övünmeleri sırasında İran edebiyatının en ünlü şairleriyle, örneğin Ömer Hayyam, Hâfız, Urfî, Feyzî gibi şairlerle kendini kıyaslamakta ve sanat gücünün onlardan üstün olduğunu söyleyebilmektedir. Bu durum onun kendini övmeye ve mübalağa yapmaya olan düşkünlüğünün bir kanıtı olmakla birlikte aynı zamanda Nef’î'nin kişiliğinde Türk şiirinin 17. yüzyılda kendine olan güveninin, şairlerimizin ulusal bilince sahip olma konusundaki isteklerinin bir göstergesidir. Nef’î’nin sanatında göze çarpan önemli bir özellik de onun şiir dilinde ve şiir dilinin kullanımında gösterdiği başarıdır. Kelimelerle rahatça oynayabilen, vezni başarıyla kullanan, kafiyelere zahmet çekmeden hakim görünen Nef’î, gür, tok ve kendinden emin bir üslûba sahiptir. şairin kendine olan güvenini hemen her kasidesinde, her gazelinde izlemek mümkündür. Vezin ve kafiye konusunda gösterdiği üstün yeteneğinin yanı sıra zengin kelime hazinesi, hemen hiç işitilmemiş, hiç kullanılmamış kelime ve deyimleri arayıp bulmada gösterdiği başarı dikkat çekicidir. Tamlamaları kullanırken bazen aşırılığa kaçmakla birlikte bu tür kullanımları fazla yadırganmaz. Nef’î'nin şiirlerinde rastlanan bir başka özellik de şiirin bütünü içerisinde anlam birliği sağlamaya çalışmasıdır. Onun şiirde anlam bütünlüğünü koruma yolunda gösterdiği titizliği hemen bütün şiirlerinde görürüz. Nef’î övgü şairi olmasının bir sonucu olarak edebiyatımızın yetiştirdiği sayılı kaside ustalarındandır. Büyük sanatçının kasideciliği, gazelciliğinden üstündür. Bu özelliğiyle Nef’î bir gazel şairi olmaktan çok kaside şairidir. İstanbul Türkçesini pürüzsüz kullanabilen şairlerdendir. Kasideleri yabancı kelimeler yönünden yoğun olmakla birlikte gazellerinin dili sadedir. Ziya Paşa'nın taşralı olmasına rağmen İstanbul Türkçesini başarıyla kullandığı için övdüğü iki şairden biri Nef’î, öteki ise aynı yüzyılda yaşamış olan ünlü divan şairi Nâbî'dir.
 

Nef’î, "Sebk-i Hindî"nin bazı özelliklerine şiirlerinde rastlanan ilk şairdir. Mübalağaya düşkünlüğü ve hayal zenginliği onun "Sebk-i Hindî" üslûbunun etkisinde kaldığının göstergesidir. şair, tezat sanatını da çok kullanır. Farsça tamlamalar Nef’î'nin şiirlerinde dikkat çekecek sayıdadır; ancak onun tamlamaları, yüzyılın önde gelen "Sebk-i Hindî" uslûbu temsilcilerinden Nâ'ilî ve Neşatî'nin kurduğu tamlamalara göre daha kolay anlaşıldığı gibi saydığımız bu özelliklerin olması da onu "Sebk-i Hindî"nin temsilcisi saymak için yeterli değildir. Nef’î şiirde ses unsuruna önem vermiştir. Tasvirleri çoğunlukla mübalağa yanı ağır basan tasvirler olmakla birlikte başarılıdır. Örneğin, ünlü bir kasidesinde, II. Osman'ın yenilgiyle sonuçlanan Lehistan Seferi'ni abartmalı bir dille ve başarıyla sonuçlanmış gibi tasvirden çekinmez. Genelde tasvirleri canlı ve güçlüdür. Nef’î'nin şiirleri vezin, kafiye vb. biçim özellikleri bakımından da başarılıdır.
 

Nef’î, edebiyatımızın kendine özgü üslubu olan sayılı ustalarındandır. Özellikle kaside alanında, kendisinden sonra gelen hemen her şairi etkilemiştir. Fehîm, Nâ'ilî, Nedîm, şeyh Galib, Haşmet, İzzet Molla vb. şairler onun etkisinde kalarak şiirlerine nazireler yazmışlardır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 

Der medh-i merhûm vezir-i a’zam Murâd Paşa
 

Gamzen ne dem ki tîğ çeküb hûn-feşân olur

Uşşâk-ı dil-figâra ecel mihr-bân olur

Çeşmin o Kahramân-ı gazab-nâkdir senin

Kim hışmı zâil olsa dahi bî-amân olur

Kim gördü böyle Hindu-yu mest-i kemin-güşâ

Kim bir hadengi âfet-i cân-ı cihân olur

Müjgânlarınla seyr iden ol ebruvânı dir

Birden bu denlü tîr nice der-kemân olur

Gamzen suâle başlasa uşşâka her müjen

Gûyâ lisan-ı hâl ile bir tercemân olur

Gamzen görür itâb ile öldürdüğün bizi

Durmaz kirişme dahi ana hem-zebân olur

Bu nâz ü bu nigâh-ı tegaafül ki sende var

Hızr olsa âşıkın sebeb-i terk-i cân olur

Sen böyle nâz ü şive satınca gedâlara

Nerh-i meta’-ı derd ü belâ râygân olur

.........

Safflar düzüb hücûm edicek hayl-i düşmene

Dehşetle âsmân ü zemin pür-figaan olur

Sarsıldığınca zelzele-i hamleden zemîn

Âşub-i reste-hiz-i kıyâmet iyan olur

Gerd-i siyehde şu’le-i şemşir-i tâb-dâr

Gûyâ sehâb-ı tîrede berk-i cehân olur

Oklar sihâm-ı kavs-i kazâdan nişân virir

Peykân-ı tîr ise ecel-i nâ-gehân olur

Evc-i hevâda sît-i çekâçâk-i tîğden

Âvâz-ı ra’d ü sâika reh-güm-künân olur

Her hamlede hücûm-i dilîrân-ı nîze-dâr

Hayl-i adûya ol kadar âfet-resân olur

Kim tenlerinde râh-ı mesâmat ser-be-ser

Sûrâh-ı mâr-ı mühre-rübâ-yi sinân olur

Gâhî miyân-ı saffda durur kendi tîg-veş

Gâhî miyân-ı şikâf-ı saf-ı düşmenân olur  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #34 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nev\'îzade Atayî
 

17.yy
 
 

Yüzyılın önde gelen mesnevicilerindendir. Hamse sahibidir. Hamse'sinde yer alan Nefhatü'l-Ezhâr ile Sohbetü'l-Ebkâr didaktik, tasavvufî mesnevilerdir. Atâyî Nefhatü'l-Ezhâr'ı Nizâmî'nin Mahzenü'l-Esrâr’ını örnek alarak yazmıştır. Eserde, öğretici nitelikli ahlâki hikâyeler bulunmaktadır. Sanatçı, Sohbetü'l-Ebkâr'ı ise Molla Câmî'den etkilenerek yazmıştır. Sâkî-nâme ya da Âlem-nümâ içki ve içki meclisi gelenek ve görenekleri üzerine yazılmış bir mesnevi olup içerisinde İstanbul'a ait tasvirler bulunması bakımından dikkat çekicidir. Atâyî'nin Hamse'si içinde ayrıca Heft-Han ve Hüyetü'l-Efkâr mesnevileri bulunmaktadır. Heft-Han da tasavvufî hikâyelerden ibaret olup İstanbul'un tasvirine yer vermesi açısından önemlidir. Eser, Nizâmî'nin Sâkî-nâme'sinin mükemmel olmadığı ve ondan daha güzelinin yazılabileceği iddiasıyla kaleme alınmıştır.
 

Atâyî, mesnevilerinde tahkiye ve tasvirde başarılıdır. Yukarıda belirtildiği gibi sanatçı bazı mesnevilerinde özellikle İstanbul'la ilgili motiflere, yani mahallî renklere yer verir. Bu olumlu niteliklerinin yanı sıra Atâyî'nin mesnevi dili, genel olarak mesnevilerin alışılmış dillerine göre daha süslü ve daha ağırdır.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #35 : 02 Kas 2014 21:39 »
Neşatî
 

17.yy

Hayatı: "Sebk-i Hindî"nin bu yüzyılda yaşamış bir başka temsilcisi de Neşâtî'dir. Neşâtî'nin doğum tarihi bilinmemektedir. Ancak, yüzyılın ilk yarısında yaşadığı ve 1674 yılında öldüğü, kaynakların onun hakkında verdiği bilgiler arasındadır.
 

Neşâtî yüzyılın gazel ustalarındandır. Kaside de yazmış olmakla birlikte, esas ününü gazelleriyle kazanmıştır. Kasidelerinde Nef’î’nin etkisi görülür. Neşâtî tasavvuf terbiyesi almış olmasına rağmen şiirlerinde mutasavvıf ruhu görülmez. şiirleri içten ve duygulu olup daha çok âşıkane tarzda yazılmıştır. Neşâtî divanında yer alan şiirlerin çoğu başkalarınınkine nazire olmakla birlikte bunlar sıradan nazireler olmayıp Neşâtî'ye özgü şiirler görünümündedir. Neşâtî, Sebk-i Hindî'nin öteki temsilcileri olan Nâ'ilî ve Fehîm'le birlikte Kâmî ve Nâzım gibi kendisinden sonra gelen bazı şairleri etkilemiş ve bu şairlere üstatlık etmiştir.
 

Eserleri: Dîvân, Hilye, Edirne şehr-engîzi, şerh-i Müşkilât-ı Urfî.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Zihî safa diyecek âlemin nesin gördük

Zihî safa diyecek âlemin nesin gördük

Sitemden özge dahî hem-demin nesin gördük
 

Humarı derd-i ser ü neşvesi bükâ-engiz

Bu bezm-gâhda câm-ı Cem'in nesün gördük
 

Nişân-ı tîr-i sitem olduğundan özge meğer

Derûn-i sinede dâğ-ı gamın nesin gördük
 

Hemîşe hâl-i ruhun dâmeniyle setr eyler

Biz ol dü zülf-i ham-ender-hamın nesin gördük
 

Neşâtiyâ keder-i keşf-i râzdan gayrı

Akan bu dîde-i terden demin nesin gördük
 
 
 

Açıklama: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #36 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nâbî
 

17.yy

Hayatı: Nâbi, (1642-1712) ünlü Dîvân edebiyatı şairi.
 
 
 

Hayatı
 
 
 
 
 

1642 yılında, şanlıurfa'da doğan Yusuf Nâbi iyi bir eğitim görerek büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul'a gitmiştir. Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar, Musahip Mustafa Paşa'nın dîvân kâtibi ve kethüdası olur. Paşa vefat edince ise Halep'e gider. İstanbul'da geçirdiği dönemde bir çok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep'te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür. Eserlerinin çoğunu Halep'te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel bir ses sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi. "Seyid Nuh" ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir. Nâbi, İstanbul'da 1712 yılında vefat etti.
 
 
 
 
 

Dönemi, Çalışmaları
 
 
 
 
 

Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara şahit oldu. Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür.
 
 
 
 
 

Başlıca Eserleri
 
 
 
 
 

Dîvân
 
 

Hayriye
 
 

Hayrabâd
 
 

Tuhfetü'l Haremeyn
 
 

Surname
 
 

Fatihnâme-i Kâmaniçe
 
 

Zeyl-i Siyer-i Veysi
 
 
 
 
 

Kaynak: "http://tr.wikipedia.org/wiki/Nabi"
 
 
 

Ey nâme sen ol mâh-likaadan mı gelürsün

Ey hüdhüd-i ümmîd Sebâ'dan mı gelürsün
 

Âlûde-i hûndur yine dâmân ü girîbân

Ey gamze-i hûn-hâr gazâdan mı gelürsün
 

şevkin var alub satmağa erbâb-ı niyâzı

Sevdâ-geri-i sûk-i Minâ'dan mı gelürsün
 

Teşrîfe bu şeb va'di var ol şem'-i ümîdin

Ey hâb-ı siyeh-baht aşâdan mı gelürsün
 

Bu secde-i bî-hûde nedir her kademinde

Ey hâme-i bî-mağz likaadan mı gelürsün
 

İtmiş sana dil-hastelerin hâleti te'sir

Ey çeşm-i siyeh dâr-ı şifâdan mı gelürsün
 

Her bir yere mûyundan akar âb-ı letâfet

Deryâ-yı letâfetde şınâdan mı gelürsün
 

Zâhid bizi tahvîf ile teşvîşe düşürme

Sen mahkeme-i rûz-i cezadan mı gelürsün
 

Bilsem ne içün varmış idin kûyuna ey eşk

Tahrîk-i gazabdan mı recâdan mı gelürsün
 

Nâbî gazeli gibi hoş-âyendeliğin var

Ey bâd-ı revân-bahş Ruhâ'dan mı gelürsün
 
 

Açıklama: Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faûlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #37 : 02 Kas 2014 21:39 »
Sâbit
 

17.yy
 

Bosnalı Sâbit, 17. yüzyılın usta şairlerinden biridir. 17. yüzyılın sonları ile 18. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Önce memleketinde daha sonra da İstanbul'da eğitim görmüş, kadılık ve müftülük yapmıştır. Kendine özgü üslûbuyla dikkat çeken Sâbit'in çoğu mesnevi olan birçok manzum eseri vardır.
 

Sabit, Nâbî tarzının etkisinde kalmış olmakla birlikte, kendine özgü üslûp sahibi bir sanatçıdır. Atasözü, halk tabiri, günlük konuşma dili öğelerini şiir dilinde sık kullanmaya olan merakıyla dikkat çeker. Gazelleri, kasideleri, manzum tarihleri özellikle de ramazaniye ve mi'raciyeleriyle ilgi ve beğeni görmesine rağmen Sabit daha çok mesnevilerinde başarılı olmuştur. Mesnevilerinde Nev'îzâde Atâyî'nin etkisi görülür.
 

Eserleri: Dîvân, Zafer-nâme. Edhem ü Hümâ, Berber-nâme, Dere-nâme, Amr-i Leys, Hadîs-i Erba'în Terüme ve Tefsiri.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #38 : 02 Kas 2014 21:39 »
Enderunlu Fâzıl
 

18.yy
 

Akka'da doğmuş, İstanbul'a getirilerek enderunda yetiştirilmiştir. Asıl adı Hüseyin'dir. Saray okulu olan enderunda çok iyi bir öğrenim görerek yetişen Fâzıl, zevk ve eğlenceye aşırı düşkünlüğü, çapkınlığı yü¬zünden bir süre sonra saraydan çıkarılmıştır. Bundan sonra kendini kapıp koyuveren şair 12 yıl kadar derbeder bir hayat yaşamış, sonunda bu du¬rumunu anlatan kasideleriyle dönemin padişahı III. Selim'in dikkatini çekmeyi başarmış ve kendisine Rodos'taki vakıfların idaresiyle ilgili bir görev verilmiştir. Ardından görevli olarak Halep ve Erzurum'da bulunmuştur. şiirlerinde hemen daima kendi hayatını anlatan şair, Erzurum ve çevresinde başından geçenleri iki kasidesinde dile getirmiştir. Ömrünün daha sonraki günlerini de sıkıntılı ve maceralı geçiren Fâzıl, 1810 yılında İstanbul'da ölmüştür.
 

Bu düzensiz, sıkıntılı ve maceralı hayatına rağmen Fâzıl, Divan şiirinin bol eser veren şairlerindendir. Oldukça hacimli divanının yanında edebiyatımızda asıl iz bırakan eserleri mesnevileridir.
 

Enderunlu Fâzıl'ın edebi kişiliğinin önemli yanlarından biri, hemen bütün eserlerinde çevrede gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmış olmasıdır. 18. yüzyılda Nâbî, Nedîm ve Galip etki¬si altında kalan ancak, onlar gibi varlık gösteremeyen şairlerin bazıları yaşanılan hayata ve topluma yönelik edebî geleneği izleme yoluna gitmişlerdir. Fakat bunlar, özellikle Nedîm ve Sabit gibi ustalarla başarılı bir biçimde hayata ve çevreye yönelen edebi geleneği bozarak, dili sade, anlaşılır ancak, sıradan ve laubali şiir örnekleri vermişlerdir. Fâzıl bunlardan biridir. Onun, Divan şiiri teknik ve estetiğine bağlı kalarak şiirde mahallîleşme yolunu izlediği hemen bütün şiirlerinde açıkça görülür. Ancak, gerek anlatım, gerekse muhteva bakımından söz konusu bu şiirlerinde zevk düşkünlüğünü yansıtan laubalilik ve basitlik göze çarpar. Kısacası o, mahallîleşme akımının başarısız bir izleyicisidir. Fâzıl'dan sonra kısa bir süre daha devam eden bu zevk düşkünlüğü klasisizme dönüş şeklinde bir tepki hareketi doğurarak sona erer. Fâzıl'ın edebi bakımdan en olgun eserinin Dîvân'ı olduğu söylenebilir.
 
 

Eserleri: Dîvân, Defter-i ‘Aşk, Hûbân-nâme, Zenân-nâme, Çengi-nâme
 
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #39 : 02 Kas 2014 21:39 »
Fıtnat
 

18.yy
 

Râgıb, Haşmet ve Fıtnat üçlüsünün üçüncü şairi Fıtnat Hanım'dır. Dönemin ünlü âlimlerinden şeyhülislâm Esat Efendi'nin kızıdır. Nüktedan ve hazırcevaptır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen bir şairdir. şiirleri kadın şair olarak farklılık göstermez, geleneğe sadık kalmıştır.
 

Eseri: Dîvân.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #40 : 02 Kas 2014 21:39 »
Haşmet
 

18.yy
 

İstanbul'da doğmuş, Râgıp Paşa'nın yakınlığını kazanarak onun tarafından korunmuştur. Nâbî tarzında yazmış olmakla birlikte Nedim'den etkilendiği şiirleri de vardır. Haşmet hiciv ve hezl yani taşlama ve alay yollu yazdığı şiirlerle ün kazanmış bir sanatçıdır. Koca Râgıp Paşa ve Fıtnat Hanım'a yazdığı latifeleri ünlüdür
 

Eserleri: Dîvân, Kaside-i Bürde şerhi, Sûr-nâme, Kaside-i Münferice şerhi, Hâb-nâme, şehâdet-nâme, Senedü'ş-şu'arâ
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 
 

Ahû revişim kıymetini bilmeze gelmez

Gelmez deme ol şûh bize gelmeze gelmez

Mâdâm lebi pestil ü çeşmi ola bâdâm

Gelse o perî bezm-i meye bî-meze gelmez

Perkâr sıfât devredemem deşt-i talebde

Pây-i emelim istediğim merkeze gelmez

Tenhâca ehibbâsı ile itmeğe işret

Göksu’ya gider göz göre hiç körfezi gelmez

Haşmet gibi herkes olamaz saydına kâdir

Âhû revişim kıymetini bilmeze gelmez
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #41 : 02 Kas 2014 21:39 »
Koca Ragıb Paşa
 

18.yy
 
 

Koca Râgıb Paşa 1699'da İstanbul'da doğmuştur. Babası Defterhane katiplerindendir. İyi bir medrese eğitimi görmüştür. Bilgin ve şair yaratılışlıdır. Medrese tahsilini bitirdikten sonra babası gibi defterhane katibi olmuştur. Derece derece ilerlemiş, İstanbul'da ve taşrada çeşitli görevler aldıktan sonra sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Sanatçı III. Osman ve III. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır. Özellikle III. Mustafa ile iyi ilişkileri vardır. III. Mustafa'nın kız kardeşiyle evlenmiştir. 1763'te ölmüştür.
 

Râgıp Paşa, başarılı bir devlet adamı ve devrinin önde gelen bilgin kişilerinden olmasının yanı sıra, Nedîm ve şeyh Gâlib’den sonra 18. yüzyılın en önde gelen şairidir. Bilim çalışmalarını desteklemiş ve kütüphane kurdurmuş olması, hattatlığı, kitaba, okumaya düşkünlüğü onun kültür adamı olduğunun göstergesidir. 18. yüzyılda Nâbî'nin açmış olduğu hikemi şiir tarzını devam ettiren en önemli şairdir. Nâbî yolunda yürümekle birlikte kendine özgü bîr üslûp yaratabilmiştir. şiirleri didaktik ve ahlâkî içeriklidir. Eserleri lirik edalı değildir. Halk arasında Râgıp Paşa’nın ününü sağlayan mısra-ı berceste örneği olan dizeleridir. Bu dizeler halk arasında atasözleri gibi dilden dile dolaşmıştır.
 

Eserleri: Dîvân, Münşeât, Tahkîk ve Tevfîk, Aruz Risâlesi, Mecmua-i Ragıb, Sefînetü’r-Râgıb.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 

Revnak olmaz suhane hüsn-i edâdan gayri

Var mı seng-i güherin farkı safadan gayri
 

Turfa dükkân-ı hikemdir şu kühen tâk-ı felek

Ne ararsan bulunur derde devadan gayri
 

Garaz-ı hakka isâbet nicedir sabreyle

Var mı bir doğru gider tîr hatâdan gayri
 

Bilsek ağyâre nedir minneti bari o büt’ün

Görmedik biz hele bir neşe cefâdan gayri
 

Nice bin yıldır adı atlas-ı gerdûn çarkın

Nesi var bir giyecek köhne kâbâdan gayri
 

Yine hemcinsi eder âdeme Râgıb hasedi

Reşk eder mi sana kimse vüzerâdan gayri
 
 
 

Açıklama: gazel: fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #42 : 02 Kas 2014 21:39 »
Kâmî
 

18.yy
 

Edirnelidir. Edirneli Efendi ya da Kâmî Efendi diye tanınır. Döneminde oldukça şöhret bulmuş hattâ Nâbî'den sonra döneminin en büyük şairi olarak bilinmiştir. Kaynaklar iyi bir öğrenim gördüğünü, İstanbul'a gelerek orada müderris olduğunu kaydederler. Babası tarikat şeyhlerinden olduğu için tasavvufa yakınlığı ve ilgisi vardır. Kâmî'nin nükte ve hiciv yanının olduğu kaynakların verdiği bilgiler arasındadır.
 

Eserleri: Dîvân, Tuhfetü'l-Vüzerâ, Fîruz-nâme, Âsaf-nâme.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #43 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nahîfî
 

18.yy
 

18. yüzyılın birinci yarısında yaşamış olan Nahîfî'nin asıl adı Süleyman'dır. İstanbul'da doğmuştur. İyi bir eğitim gören Nahîfî, Mevlevî tarikatına girmiş, memuriyeti gereği Osmanlı ülkesinin pek çok yerini görmüştür. İbrahim Paşa'nın tercüme komisyonunda da yer alarak önemli bir tarihi eser olan Habîbü's-Siyer'i Farsçadan tercüme etmiştir. Nahîfî, şairliğinin yanı sıra âlimliği ve hattatlığı ile de ün kazanmıştır.
 

Eserleri: Mesnevî Çevirisi, Mevlid, Mirâciyye, Hicret-nâme.
 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
 
 

Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım

Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım
 

Âşıklığıma şâhid-i âdil mi değildir

Evzâ-i hazînimle garîbâne nigâhım
 

Memnûn-ı visâl eyle beni gel kereminle

Yansın hased âteşlerine baht-ı siyâhım
 

Ey seng dil etmez mi senin kalbine te’sîr

Hârâları hâkister eden âteş-i âhım
 

Bir bağrı yanık âşık-ı mihnet-zededir dil

Ağlatma Nahîfî kulunu cevr ile şâhım
 
 
 

Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün  

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
Cvp: Cevap: Divan Edebiyatı
« Yanıtla #44 : 02 Kas 2014 21:39 »
Nedim
 

18.yy
 

Asıl adı Ahmed olan Nedîm’in doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir ancak 1681’de doğduğu tahmin edilmektedir. İstabulludur; Beşiktaş’a yakın Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesi’nde evi vardır, Ümmügülsüm Hanım ile evlidir. Annesi Saliha Hatun tarafından soyu Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar ulaşmaktadır. Babası kadılıklarda bulunmuş Mehmed Efendi, dedesi Sultan İbrahim devri (1640-1648) kazaskerlerinden Merzifonlu Muslihüddin Efendi’dir.
 

Ahmed Nedîm kültürlü bir aileden gelmiştir. İyi bir öğrenim görmüş, döneminin klasik ilimlerini Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak iyi öğrenmiştir. Tahsilini bitirdikten sonra hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir.
 

Lâle Devri olarak anılan kültür, sanat, eğlence hayatının ve imar faaliyetlerinin zirveye ulaştığı dönemin başlangıcıdır. Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedim’in dikkatini çekmektedir. şair kıta ve kasideler sunarak hamisine bağlılığını açıklamaktadır. Nedim, Damat İbrahim Paşa’nın oluşturduğu tercüme heyetlerinde yer alır.
 

Tahsil hayatının bitmesiyle hariç medresesi müderrisliğine tayin edilen Nedim, daha sonra Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine getirilir. Müderrislikte çok çabuk ilerler. Molla Kırımî Medresesi’nde, Nişancı Paşa-yı Atik Medresesi Müderrisliği’ne yükselir. 1730’da Sekban Ali Paşa Medresesi müderrisi iken Patrona Halil İsyanı çıkar.
 

İsyan sırasında Nedim’in akıbetinin ne olduğu hususunda değişik bilgiler vardır. Güvenilir biyografi müelliflerinden Müstakim-zâde Süleyman Sadedin, Nedim’in isyan sırasında korkudan evinin damından düşerek olduğunu söylemektedir. şairin terekesine dair hüccet 15 Rebiülahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre, şair bu tarihten ölmüştür. Kabri Üsküdar’da Selimiye civarındaki Miskinler Mezarlığı’ndadır. Bir zamanlar mezar şahidesinde kendisine ait

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun

Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi

Mısraları yer alırmış.
 
 

Ben kimseye açılmaz idim dâmenin olsam

Kim görür idi sineni pîrâhenin olsam
 

Dâim arayan bulsa civanım seni bende

Bir gönce gül olsan da senin gül-şenin olsam
 

Destîde kadehde doyamam görmeğe bari

Ey gevher-i şeffaf senin mahzenin olsam
 

Döğülmeğe söğülmeğe koğulmaya billâh

Hep kaailim amma ki efendim senin olsam
 

şem olmaz isem bezmine bu sûz ile bârî

Der-gâhına bir meş'ale-i rûşenin olsam
 

Çeşmânının öğrensem o kâfirce nigâhın

Bir lâhza Nedîm-i nigeh-i pür-fenin olsam
 
 
 

Açıklama: Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faulün