Konu: Kanser çeşitleri  (Okunma sayısı 974 defa)

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #10 : 25 Eki 2014 19:38 »
Gestasyonel Trofoblastik Tümörler

 

Gestasyonel trofoblastik tümörler (GTT) , koryoadenoma destrüens, metastatik mol ve koryokarsinom yerine kullanılan, gestasyonel trofoblastik hastalık (GTH) ise mol hidatidiform yerine kullanılan bir klinik tanımlamadır. Tüm bunlar trofoblast dokusunudan gelişen patolojiler olup, en sık karşılaşılan şikâyet uterin kanama ve bazen de vajinal yol ile gelen parça düşürmedir. Akciğer metastazı olan olgularda, nefes darlığı, kanama gözlenebilir. Vajinal tutulum olan olgularda vajinal kanama veya ağrı olabilir.

 

Bulgular ve Tanı

 

Doğurganlık çağında görülen adet gecikmesi durumunda, uterin kanama da mevcut ise, gebelik, düşük tehdidi, dış gebelik ön tanılarına ek olarak Mol veya GTT akla gelmelidir. İleri yaşlarda, menopoz döneminde bulunan çok az sayıda olguda da GTH saptanabilir. Ayırıcı tanı için, ultrasonografik inceleme yapılmalıdır. Endometriyal kavite içerisinde, normal bir gebeliğe ait görüntü olmaması, kavite içerisinde yer kaplayan kistik alanlar içeren heterojen bir görünüm saptanması durumunda (Resim 1), tedavi ve teşhis amacı ile küretaj yapılmalıdır. Bazı olgularda uterus, son adet tarihine göre olması gerekenden daha büyük olabilir. Serum beta-hCG düzeyi çoğu kez yüksek olarak bulunur. Beta -hCG değeri aşırı yüksek olanlarda overlerde büyük lutein kistleri saptanabilir. Bazen, hipertiroidi bazen de hiperemesis bulguları olaya eşlik edebilir.

Renkli akın Doppler USG, myometriyum içine invazyon gösteren trofoblastik hastalık tanısı için kullanılabir. Renkli akım penceresi açıldığında myometriyum içinde aşırı derecede damarlanma artışı gösteren bir patoloji saptanırsa, tanı klinik olarak invaziv mol olarak kabul edilmelidir.

 

Patoloji, Davranış ve Yayılım

 

Olguların çok büyük kısmında histopatolojik tanı tam mol hidatidiform’dur. Mol’de villus yapısı korunmuştur ve hidropik bir şişme mevcuttur. Parsiyel mol’de ise, fetus ve mol hidatidiform beraber bulunur. Küretaj sonrası mol tanısı alan büyük bir oranı beniğn bir seyir izlerken , %10–20 kadarında takip esnasında maliğn trofoblastik değişim (GTT) gözlenir. GTT , %60 mol sonrası gelişir. Bunun yanısıra %30 düşük ve %10 da miadında doğumu takiben de gelişebilir. Trofoblastik dokunun maliğn davranış biçimi gösteren koryokarsinomda villus yapısı kaybolmuştur. Bazı olgularda molar doku myometriyum dokusu içine invazyon gösterir (koryoadenoma destrüens-invaziv mol). Mol ve koryokarsinom tanısı küretaj materyalinde koyulabilirken, histopatolojik olarak koryoadenoma destrüens tanısı ancak histerektomi piyesinde koyulabilir. Plasental site trofoblastik tümör (PSTT) GTH’ın bir varyantı olup, nadir görülür ve takip ve tedavisi mol hidatidiform dan farklıdır.

GTT’ler vajen ve pelvis içine yayılım gösterebilirler. Akciğer en sık metastaz yaptığı organdır. Karaciğer, beyin ve dalak gibi organlara da metastaz gözlenebilir.

 

GTT de Cerrahi Tedavi

 

Bundan sonraki yaşantısında çocuk sahibi olmak istemeyen olgular ile kemoterapiye dirençli olgularda, tümör hacmini azaltmak amacı ile histerektomi yapılabilir. Histerektomi sonrası gereksinim olan kemoterapi kür sayısı genellikle azalır. Karaciğer, akciğer veya beyinde metastaz bulunan kemoterapiye dirençli olgularda metastazektomi de bir seçenek olarak kullanılabilir.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #11 : 25 Eki 2014 19:38 »
Göz İçi Melanom

 

İntraoküler (göz içi) kanseri olan hastaların tedavisinde pek çok merkez gözü ve görme duyusunu koruyan bir alternatif yöntem olması nedeniyle radyasyonu önermektedir. Plak brakiterapisi koroidal melanomun en yaygın olarak kullanılan tedavisidir ve tümöre yüksek konsantrasyonda radyasyon dozu gönderir. Buna karşılık lazere oranla tümörün çevresindeki sağlıklı dokuya daha az zarar verir. Radyoaktif plağa " radyasyon implantı" veya " radyoaktif kaynak" da denir. Plak brakiterapisi genelde tek başına kullanılır. Bazı durumlarda doktorunuz lazer fotokoagülasyonu da tedaviye eklemek isteyebilir. Brakiterapi için kullanılan radyasyon kaynakları pirinç şeklinde küçük radyoaktif çekirdekler şeklinde gelir. Bu çekirdekler plak denen altın veya çelik kâsenin içine iliştirilir.

 

Tümöre verilen radyasyon dozu, kullanılan çekirdeklerin sayısına ve gücüne ve de implantın gözde kalma süresine bağlı olarak belirlenir. Doz aynı zamanda tümörün büyüklüğüne ve yerine göre de değişebilmektedir. Plak ameliyathanede yerleştirilir. İşlem esnasında göz kanseri uzmanı tümörün tabanını kapatacak şekilde plağı göz duvarına yerleştirecektir.

 

Koroidal melanomun radyoterapisi ile ilgili yapılan çalışmalar göstermiştir ki; göz içi tümörlerin tedavisinde pek çok radyasyon kaynağı ve tipi kullanılmaktadır. Tüm bu radyasyon teknikleri yeterince büyük dozda verildiğinde göz içi tümörleri yok edebilmektedir. Bu teknikler, oküler ve orbital radyasyon dozu dağılımına ve radyasyonun yan etkilerine göre kendi içinde farklılık göstermektedir. Örneğin; proton radyasyonu tümöre ulaşmak için geçtiği dokuları etkilerken (kirpik, göz kapağı, kornea, mercek, iris, silier cisim); plak tedavisi göz duvarından (sklera ve kornea) geçerek tümöre ulaşır. Koroidal melanomda eksternal ışın tedavisinin, plak tedavisine oranla daha çok anterior komplikasyon verdiği rapor edilmiştir. Yine çalışmalar göstermektedir ki; plak radyasyonunda düşük enerjili İyot - 125 plakları, pek çok merkezde Cobalt–60 tedavisini yerine geçmiştir. 1985 yılında, COMS (the Collaborative Ocular Melanoma Study) orta büyüklükteki koroidal melanomların tedavisinde I–125 göz plağı tedavisini seçmiştir. Bu yöntemde I–125 çekirdekleri altın göz plağının içine yerleştirilir. Bu karar geniş ölçülerde kabul görmüş ve tekniği standardize etmiştir.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #12 : 25 Eki 2014 19:38 »
Hipofarinks Kanserleri (Baş ve Boyun Kanserleri)

 

Kulak kepçesi ve dış kulak yolu kanserleri:



Tükrük bezlerinin tümörleri:En sık kulak önünde yer alan parotis bezinde tümör görülür, bu tümörlerin % 80 i iyi huyludur.



Ağız boşluğu:dudaklar, dudakların ve yanakların iç kısmı (bukkal mukoza),diş eti, damak, dil ve ağız tabanı.



Burun delikleri derisi ve burun döşemesi:Boğazın en üst noktasında ortaya çıkan nazofarinks kanseri, sinus olarak adlandırılan ve yüz kemikleri içinde burun çevresinde yer alan hava boşlukları içinde gelişen paranazal sinüs kanserleri. Nazofarinksin devamı olan hipofarinkste de kanser görülebilir.

Burnu boğaza bağlayan orofarinks kanseri de bu gruptadır. Bu bölgede dik kökü, yumuşak damak, bademcikler dahil boğazın arka bölümü yer alır.

Larinks kanseri ve yemek borusunun boyun bölümü kanserleri de bu bölge içinde telakki edilir.



Baş-Boyun Kanserinin Sebebi Nedir?

 

Deri tümörleri güneşe maruz kalma ile ilgilidir. Diğer baş-boyun kanserleri, sigara içilmesi, tütün çiğnenmesi, alkolizm ve kötü beslenme sebepler arasındadır. Nazofarinks kanseri gibi bazı kanserlerde Epstein-Barr virusu gibi özel faktörlerle ilişki vardır. Baş boyun kanserleri erkeklerde ve 50 yaşın üstünde daha sık görülür.



Baş-Boyun Kanserleri Tedavi Edilebilirmi?

 

Diğer kanserlerde olduğu gibi, erken dönemde teşhis edilirse tedavi edilebilir. Kanserli doku ameliyatla çıkarılabilir, genellikle cerrahi radyoterapi ile birlikte uygulanır. Bazı hastalarda tedaviden sonra hastalık tekrar ortaya çıkabilir, bu durumda ya ilk kanserin tüm hücreleri ameliyatla çıkarılmamış veya radyoterapi ile öldürülmemiştir yada ikinci bir kanser gelişmiştir.



Baş Boyun Kanserinin Belirtileri :

 

* Ağızda uyuşukluk hissi

* Ağızda veya boğazda kanama

* Ağızda şişlik veya yumru

* Birkaç haftadır iyileşmeyen yara veya zaman zaman yara haline gelen veya kanayan kırmızı yada beyaz

* Yutma veya çiğnemede ağrı veya zorluk

* Boğazda veya yüzün bir bölümünde devam eden ağrı veya his kusuru

* Devam eden ses kısıklığı veya kötü telaffuz gibi seste değişiklik

* Nefes alma güçlüğü

* Devam eden burun tıkanıklığı veya burun kanaması

* Göz çevresinde şişlik veya çift görme

* Yüzde veya üst çenede ağrı

* Devam eden kulak ağrısı, kulak çınlaması veya duyma güçlüğü

* Boyun lenf bezlerinde şişme. Bazı hallerde boyun lenf bezlerinin büyümesi baş-boyun kanserlerinin ilk belirtisi olabilir.

 

Uzmana Müracaat :

 

* 6 haftadan daha uzun süren ses kısıklığı

* 3 haftadır iyileşmeyen ağızda yara

* 3 haftadır geçmeyen ağızda şişlik

* Ağız içinde kırmızı veya beyaz yamalar

* 3 haftadan fazla bir süredir devam eden yutma güçlüğü

* Tek taraflı burun tıkanıklığı

* Herhangi bir diş eti hastalığı olmaksızın diş kaybı

* 3 haftada geçmeyen boyunda şişlik

* Herhangi bir yüz kasında, dilde veya boğazda zayıflık

* Göz küresinde şişme

 

Teşhis :

 

Bir uzman sizin şikâyetlerinizi dinleyecek ve muayene edecektir.

 

* Ağız ve boğaz ayna ile muayene edilir.

* Burun ve boğaz endoskopi adı verilen bir aletle muayene edilir.

* şüpheli bölgeden patoloji inceleme için örnek alınır.

 

İlk iki işlem, rahatsızlık vermeyen ve birkaç dakika süren bir işlemdir. Lokal anestezik sprey ile yapılabilir. Patolojik inceleme için biyopsi alınması endoskopik inceleme sırasında olabilir, biyopsi için ayrı bir işlem uygulanabilir veya iğne ile tümörden örnek alınabilir. Bazen genel anestezi altında parça almak gerekebilir. Kimi zaman biyopsi almadan önce radyolojik inceleme (BT veya MR) gerekebilir.

 

Baş Boyun Kanserlerinin Tedavisi :

 

Baş boyun kanserlerinin tedavisi, vücut için çok önemli bölgelerde dağılımı da göz önüne alındığında çoğu zaman özel tedavi ekibi gerektirir. Kulak Burun Boğaz, Radyoterapi, Medikal onkoloji uzmanlarının yanında plastik cerrahi uzmanı da baş-boyun tümörleri tedavi ekibinin devamlı elemanıdır. Plastik cerrahi kimi tümörlerin tedavisinde doğrudan yer alırken (dudak, diş eti, yanak, ağız tabanı vb) , kimi tümörlerin tedavisinde, tümör çıkarıldıktan sonra oluşan yarayı (orofarink, hipofarinks vb ) kapatma görevini üstlenir.

Başarılı bir onarım için hastanın ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi ve her hasta için tedavi programı yapılmalıdır. Tümörün evresi ve prognozu, hastanın yaşı, cinsiyeti, vücut alışkanlığı ve fonksiyon durumu, donör alan (onarım yapmak için yama-parça alınan bölge) ve hastanın sosyoekonomik durumu tedavi planlamada çok önemlidir.

Hiçbir rekonstrüktif işlem yeterli tümör rezeksiyonunun önüne geçemez. Baş-boyun kanserlerinin rekonstrüksiyonunda ilk öncelik güvenliktir. Aşağıdaki işlemler rekonstrüktif merdiven göz önüne alınarak sıralanmıştır.

1. Primer kapama

2. Sekonder yara iyileşmesi

3. Deri grefti

4.Flepler: Lokal, bölgesel ve serbest doku aktarımı (mikrovasküler doku transferi, free flap)



Kulak Kepçesi Ve Diş Kulak Yolu Kanserleri:

 

Güneş ışınlarına maruz kalmak özellikle erkeklerde ve ileri yaşlarda deri kanserine sebep olabilir. Çoğu spinal hücreli kanserdir. Kulak kepçesinde yer alan küçük çaplı tümörler çıkarıldıktan sonra oluşan yara dudakları karşı karşıya getirilerek onarım yapılabilir. Bu mümkün değilse vücudun başka yerinden alınan ince deri yada kulak arkasından hazırlanan fleplerle kulak onarımı yapılabilir. Kanser kulak korunamayacak kadar geniş ise, kulağın tamamının ameliyatla çıkarılması kaçınılmazdır. Bazı hallerde kulak kanseri veya dış kulak yolundan kaynaklanan kanser kemiklere de yayılmış olabilir, bu takdirde kulak ile birlikte alttaki kemiğin bir bölümünün de çıkarılması ve cerrahi yaranın fleple (pektoralis majör, trapez kas-deri flepleri gibi) kapatılması gerekecektir.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #13 : 25 Eki 2014 19:38 »
HİPOFİZ BEZİ TÜMÖRLERİ

 

Burun kanallarının arkasında beynin altında yerleşik bulunan hipofiz bezi kabaca küçük parmağınızın son iki bölümünün büyüklüğü ve şeklindedir. Küçük boyutuna rağmen endokrin bezler içerisinde en önemli olanıdır. Vücudun uzun dönemli büyüme, günlük fonksiyonları ve üretkenlik yetenekleri ile ilişkili olarak bir kontrol merkezi gibi çalışır.

 

Hipofiz bezinde iki kısım vardır: ön (anterior) lob ve arka (posterior) lob, ön lob, göğüste süt üretimini harekete geçirmek için büyüme hormonu da dâhil olmak üzere, altı ayrı hormonun üretimi ile yükümlüdür, ön lobdaki diğer hormonlar, tiroid bezleri, yumurtalıklar, testis ve böbrek üstü bezlerindeki faaliyetleri harekete geçirerek endokrin sistemin diğer kısımlarını da etkiler.

Arka lob iki çeşit hormon üretir: oksitosin ve antidiüretik hormon. Oksitosin emzirme dönemi sırasında kadınlarda göğüsten süt gelmesi olayını harekete geçirmek için faaliyette bulunur. Aynı zamanda doğum sırasında rahim kasılmalarını da hızlandırır. Antidiüretik hormon idrar çıkışını kontrol etmek için böbrekler üzerinde faaliyet gösterir.

 

Hipofiz Bezi Tümörleri

 

Akromegali

 

Hipofizin aşırı faaliyeti sonucu yüzün irileşmesi, el ve ayakların aşın büyümesi ile belirgin durumdur. Bu kronik hastalık yetişkinlerde görülür ve normal gelişim tamamlandıktan sonra büyüme hormonunun artan salgısı nedeni ile ortaya çıkar. El, ayak, çene ve kafatası kemiklerinin aşırı büyümesi şeklinde oluşur. Büyüme çağından sonra kemiklerdeki uzamanın durması nedeniyle, akromegali iskelette kalınlaşmaya neden olur. Akromegali olan bir kişide en fazla dikkat çeken değişiklik alın ve çene kemiklerinde abartılı bir büyümedir. Bunun sonucunda genişlemiş ve kabalaşmış yüz hatları ve birbirinden oldukça ayrık dişler gözlenir.

 

Jigantizm

 

Gelişim hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak vücudun anormal derecede gelişme ve büyüme göstermesi devleşme. Nadiren görülen bu hastalık, akromegaliye benzer ve hipofiz bezi tarafından büyüme hormonunun aşırı salgılanması nedeniyle ortaya çıkar. Akromegaliye benzemeyen bu yönü ise jigantizmde büyümenin hızlanması ve yetişkinlikte aşırı uzun boyun ortaya çıkmasıdır. Bu iki rahatsızlık arasındaki fark bu olaydan etkilenen kişinin yaşıdır. Jigantizm yetişkinlik dönemini tamamlamamış olan şahıslarda ortaya çıkar. Ancak uzun boylu çocukların çok azı jigantizm rahatsızlığına sahiptir.

 

Prolaktinoma

 

Bu türden hipofiz bezi tümörü prolaktin hormonunun aşırı salgısına neden olur. Bu olay kadınlarda düzensiz adet veya adetten kesilmeye neden olabilir. Erkeklerde ise kısırlık veya iktidarsızlık ortaya çıkabilir. Kraniofarinjiyoma

Bu türden bir hipofiz bezi tümörünün belirtileri görsel bozukluklar, baş ağrıları ve cinsel gelişme yetersizliğidir.

 

Cushing Sendromu

 

Bir böbrek üstü bezi tümörü de bu rahatsızlığa neden olabilir.

Akromegali ve jigantizm hipofiz bezinin aşırı faaliyeti nedeni ile ortaya çıkar. Hipofiz bezi büyüme hormonu diye bilinen hormonu aşırı bir şekilde salgılar (buna ayrıca somatotropik hormon da denir). Bu türden bir aşırı salgılama genellikle bezlerde bir tümörün gelişmesi ile ortaya çıkar. Bu rahatsızlığa hiperpituitarizm denilir.

Hipofiz bezinde iki türden tümör gelişebilir. Bunlardan birine kraniyofarnjiyoma denilir. Bu tip tümör büyüdükçe hipofiz bezine baskı yapar. Bunun sonucunda hormon salgısı azalabilir ve hipopituitarizm veya diabetes insipidus (şekersiz diyabet) gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. İkinci çeşit hipofiz bezi tümörü adenomdur (bez epitelinden gelişen iyi huylu ur). Böylesi bir tümör fazla yayılmaz. Ancak akromegali, jigantizm veya Cushing hastalığı gibi rahatsızlıkların bir sonucu olarak muhtelif hormonların aşırı salgısı yaratmaz, ancak göz sinirleri üzerinde ve yakınındaki normal hipofiz bezi dokuları üzerinde mekanik bir baskı oluşturarak herhangi bir zarara yol açabilir.

 

Teşhis

 

Doktor muayene ederek fiziksel değişiklikleri araştıracaktır: Ağrı ve acılar, ellerde sızı, aşırı terleme. Yetişkin bir hastada el ve ayak büyümeleri de doktor tarafından dikkate alınacaktır. Hastadaki görme bozuklukları araştırılacaktır; tümör büyüyerek görme sinirine bası yapar ve her iki gözde de görmeyi etkiler. Görme alanı ölçülerek, görme kaybı olup olmadığı araştırılır. Diğer önemli bulgularsa genel yorgunluk hali, derinin aşırı yağlı olması ve dilin normalden büyük olmasıdır.

Kan dolaşımında bulunan ve salgılanan hormon düzeyinde artış olup olmadığını belirlemek için özel kan ve idrar testleri yapılacak-tır. Bu değerler yüksek bulunursa, bilgisayarlı beyin tomografisi veya manyetik rezonansla hipofizdeki tümör saptanabilir. Eğer akromegaliden kuşkulanılıyorsa, röntgen çekilerek de kafatasındaki olası değişiklikler belirlenebilir.

Tedavi, tümörün ne kadar geliştiğine bağlı olarak düzenlenir. Erken teşhis, tümörün tamamen tedavi edilebilme şansını(eğer küçükse) artırır.

Hipofiz bezi, tümörün ortadan kaldırılması veya çıkarılması esnasında bazen zarar görebilir. Bu durumda genellikle hayat boyu hormon tedavisi gerekecektir.

 

Akromegali

 

Akromegali, büyüme hormonunun aşırı salgılanması nedeniyle ortaya çıkar ve iskelet ve iç organlarda büyümeye yol açar. Kalp genişleyebilir, buna bağlı olarak kalp yetmezliği ve yüksek tansiyon ortaya çıkar. Akromegali tedavi edilmezse şeker hastalığı, göz sorunları ve vücut görünüşünde değişikliklere neden olur.

Ameliyat, hastalığın ilerlemesini ve çeşitli göz komplikasyonlarının ağırlaşmasını önleyebilir. Ancak görünüşteki değişiklikler genellikle geri dönüşümsüzdür. Ayrıca akromegalili hastalarda şeker hastalığı ve uzun vadede kalp, damar ve karaciğer hastalığı riski de oldukça yüksektir. Ancak bu riskleri en aza indirmek için bazı önlemler (sigara içmemek gibi) alınabilir.

 

Jigantizm

 

Jigantizm tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tümör çıkarılarak ya da aşırı salgılanan büyüme hormonu baskılanarak, hastalığın gelişimi durdurulabilir

 

Prolaktinoma

 

Kadınlarda prolaktinomanın en sık görülen belirtisi adetlerin düzensizliği ya da hiç olmaması ve kısırlıktır. Bir diğer belirti de galaktoredir (doğum yapmamış bir kadında memelerden süt gelmesi); ender olarak erkeklerde de görülebilir.

Prolaktin hormonundaki artış, doğum kontrol hapları ve sakinleştiricilerin kullanılması ve hipofiz tümörü tarafından aşırı miktarda üretilmesi (prolaktinoma) nedeniyle olur.

 

Cushing Hastalığı

 

Hipofiz tümörü böbreküstü bezlerini aşırı uyararak cushing hastalığına da neden olabilir.

 

Tedavi

 

Hipofiz tümörü genellikle ameliyatla çıkarılır. Hipofiz bezi çok küçük olduğu için, ameliyat ustalık gerektirir. Eğer tümör ameliyatla çıkarılamıyorsa, prolaktinoma tedavisinde ve akromegalide diğer tedavilerin yanı sıra, bromocriptin adlı bir ilaç kullanılır. Bromocriptin bazı hormonlarda aşırı artışı engeller. Yine de hipofiz tümörlerinin tedavisinde ilk seçilecek olan yöntem ilaç tedavisi değildir. Ameliyat mümkün değilse, radyasyon tedavisi de bazı hastalarda kullanılabilir. Tüm bu tedavi tiplerinin birlikte kullanılması da tümörün tekrarlama olasılığını azaltmak üzere, oldukça yaygındır.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #14 : 25 Eki 2014 19:38 »
İNCE BAÐIRSAK TÜMÖRLERİ

 

Mide kapısından (mideden onikiparmakbağırsağına geçiş yeri; pior) ileoçekal valfa (incebağırsaktan kalınbağırsağa geçiş yeri) kadar olan geniş yayılımıyla incebağırsak tüm sindirim kanalının yüzde 75 ini oluşturur. Buna karşın bu bölgede kötü huylu tümörlerin görülme oranı oldukça düşüktür (yüzde 0,05–0,5). Bu düşük oranın, besinlerle alınan karsinojenlerin (kanser oluşumuna neden olabilen maddeler) incebağırsakta çözülmesine ve incebağırsak yüzeyiyle büyük olasılıkla doğrudan ilişkilerinin az olmasına bağlı olduğu sanılır.

 

İncebağırsakta kötü huylu tümörlere az rastlanmasının nedenleri:

- incebağırsak salgısı asit değil alkali özellikte olduğundan, karsinojenlerin oluşma olasılığı azalmaktadır;

- incebağırsakta ortamın sıvı, geçişin de hızlı olması bağırsak mukozasıyla kanser yapıcı maddelerin ilişkide olduğu süreyi kısaltır; - bağırsakta doğal olarak bulunan bakterilerin incebağırsakta az olması, besinlerle alınan bazı maddelerin bakteriler aracılığıyla kanserojen olduğu kabul edilen başka maddelere dönüşmesini engeller.

 

İncebağırsakta görülen tümörlerin büyük çoğunluğu iyi huyludur (yüzde 35). Bunları karsinomlar (yüzde 25), lenfomalar (yüzde 22), karsinoitler (yüzde 11) ve sarkomlar (yüzde 7) izler. İyi huylu urlar öncelikle onikiparmakbağırsağında ve jejunumda (incebağırsağın ikinci bölümü, yani onikiparmakbağırsağı ile ileum arasında kalan bölüm) görülür. Kötü huylu tümörlere en çok ileumda (yüzde 48) rastlanır, bunu jejunum (yüzde 27) ve onikiparmakbağırsağı (yüzde 25) izler. İyi ve kötü huylu tümörler genellikle 40-50 yaş arasında görülür ve erkeklerde kadınlara oranla daha yaygındır.

 

 

BELİRTİLERİ

 

Hastalık sinsi gidişlidir ve başlangıç evresinde belirgin bir klinik tablo görülmez. Halsizlik, iştahsızlık, belirsiz karın ağrıları olur. Bazı olgularda rahatsızlıklar kütlenin yerleşimi hakkında fikir verebilir. Onikiparmakbağırsağının ilk bölümündeki kanser, genellikle onikiparmakbağırsağı ülserine çok benzeyen belirtiler verir (karın üst kısmından sırta doğru yayılan ağrı, kanlı dışkı ve kusma, kansızlık gibi). Kütlenin büyümesiyle birlikte bulantı, kusma ve karın gerginliği gibi tıkanma belirtileri de gelişir.

Onikiparmakbağırsağında, safra kanalının (safra bu kanal yoluyla bağırsağa dökülür; koledok) döküldüğü yerde gelişen kanserler genellikle kaşıntı, beyazımsı dışkı ve kanda safra boyalarının artması gibi belirtiler veren tıkanma sanlığı yapar. Klinikte kanama belirtilerinin ve melenanın (makattan siyah kan gelmesi) görülmesi incebağırsağın jejunum ve ileum bölümlerindeki kanserlerin erken belirtilerindendir. Bunlara daha sonra bağırsak tıkanması bulgulan da eklenir, ama bağırsak delinmesi çok seyrek görülür.

 

Tek tedavi yöntemi cerrahidir. Tanı genellikle ancak kanserin ilerlemiş evrelerinde konduğundan, kötü huylu tümörlerde hastalığın gidişi oldukça umut kırıcıdır.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #15 : 25 Eki 2014 19:38 »
Karaciğer Dışı Safra Yolları Kanseri

 

* Karaciger disi safra yollari kanseri, kanser hücrelerinin karaciger disindaki safra kanallarinda gelistigi nadir bir hastaliktir.

* Kolit ve bazi belli karaciger hastaliklari karaciger disi safra yollari kanseri gelisme riskini etkileyebilir.

* Karaciger disi safra yollari kanserinin olasi belirtileri sarilik ve agridir.

* Karaciger disi safra yollari kanserinin tanisinda safra yollari ve karacigeri incelemeye yönelik testler kullanilir.

* Bazi faktörler prognoz (sifa sansi) ve tedavi seçeneklerini etkilerler.

 

Karaciger disi safra yollari kanseri, kanser hücrelerinin karaciger disindaki safra kanallarinda gelistigi nadir bir hastaliktir.

Safra yollari, Karaciger ve safra kesesini Ince barsaga baglayan kanallardir. Bu ag, sindirim esnasinda yaglarin emilimini saglayan, karacigerde yapilan ve safra adi verilen salgiyi toplayan ince kanlarla baslar. Bu küçük kanallar birleserek karacigerden çikan sag ve sol hepatik kanallari olustururlar. Iki kanal karaciger disinda ana hepatik kanali olusturmak üzere birlesirler. Karaciger disindaki ana hepatik kanal bölümü karaciger disi safra yolu olarak adlandirilir. Karaciger disi safra kanali, safra kesesinin (safrayi depolar) kanali ile birleserek ana safra kanalini olusturur. Gida sindirimi esnasinda safra, safra kesesinden ince barsaga ana safra yolu ile bosaltilir.

Kolit ve bazi belli karaciger hastaliklari karaciger disi safra yollari kanseri gelisme riskini etkileyebilir.

 

Risk faktörleri:

 

* Primer sklerozan kolanjit

* Kronik ülseratif kolit

* Koledok kistleri

* Çin karaciger paraziti ile enfeksiyon

 

Karaciger disi safra yollari kanserinin olasi belirtileri sarilik ve agridir.

Bu ve benzeri belirtiler Karaciger disi safra yollari kanserinde oldugu kadar baska hastaliklarda da görülebilir. Asagidaki problemler olustugunda bir doktora basvurulmalidir:

 

* Sarilik (derinin veya göz aklarinin sararmasi)

* Karin agrisi

* Ates

* Deride kasinti

 

Karaciger disi safra yollari kanserinin tanisinda safra yollari ve karacigeri incelemeye yönelik testler kullanilir.

Tanida asagidaki test ve islemler uygulanabilir:

 

* Fizik muayene ve öykü: Vücudun genel saglik degerlendirmesi, kitle veya herhangi bir olagan disilik gibi hastalik belirtilerinin aranmasi için tüm vücudun incelenmesidir. Hastanin saglik aliskanliklari ve geçmis hastalik ve tedavilerinin öyküsü de alinir.

 

* Ultrason: Yüksek enerjili ses dalgalarinin iç organ ve dokularda yansimalarinin, sonogram adi verilen görüntü olusturulmasina dayali bir inceleme yöntemidir.

 

* BT tarama:Vücudun içindeki bölgelerin degisik açilardan bir seri detayli görüntüsünün alinmasi islemidir. Bu görüntüler bilgisayarla birlestirilmis bir röntgen cihazi ile elde edilir. Islem esnasinda organ ve dokularin daha iyi görüntülenebilmesi için damar yolu ile veya agizdan bazi boya maddeleri verilebilir. Bu inceleme yöntemi ayrica komputerize tomografi veya bilgisayarli aksiyel tomografi olarak da adlandirilir. Spiral tomografi yönteminde vücudu spiral olarak tarayan bir teknikle daha detayli görüntüler elde edilebilir.

 

* MRG (manyetik rezonans görüntüleme): Bir miknatis, radyo dalgalari ve bilgisayar kullanarak vücudun içinin görüntülenmesi yöntemidir. Bu islem ayrica Nükleer manyetik rezonans görüntüleme olarak da adlandirilir.

 

* ERKP (Endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi):

 

Safra yollarinin röntgen görüntülerinin alinmasi islemidir. Bazen karaciger disi safra yollari kanseri safra yollarini daraltarak, bloke ederek veya akimi yavaslatarak sariliga neden olur. Ince, isikli bir tüp olan endoskop agiz yolu ile yemek borusu ve mideden geçirilerek ince barsagin ilk kismina indirilir. Kateter olarak adlandirilan daha ince bir tüp endoskop içinden geçirilerek pankreas kanali içine yerlestirilir. Bu tüpten özel boyalar verilerek röntgen filmleri çekilir. Kanlar tümör nedeni ile tikali ise, tikanikligi asmak için Stent adi verilen bir tüp tikali bölgeye yerlestirilerek kanalin açik kalmasi saglanir. Ayrica islem esnasinda doku örnekleri de alinabilir.

 

* PTK (Perkütan transhepatik kolanjiografi):Karaciger ve safra yollarinin radyolojik olarak görüntülenmesi islemidir. Kaburgalarin altindan deri yolu ile karacigere sokulan ince bir igne ile safra yollarina boya verilerek röntgen filmleri çekilir. Bir tikaniklik saptanirsastant adi verilen ince esnek bir tüp safrayi vücudun disinda bir toplama torbasina veya içinde ince barsaklara bosaltmak üzere, karaciger içinde birakilabilir.

 

* Biopsi:Kanser tanisinin konmasi için mikroskop altinda incelenmek üzere hücre veya doku alinmasi islemidir. Örnek doku röntgen veya Ultrason esnasinda ince bir igne kullanilarak alinirsa bu islem igne biopsisi veya ince igne aspirasyon biopsisi olarak adlandirilir. Biopsi genellikle PTK veya ERKP esnasinda alinir. Bazen de cerrahi islem esnasinda doku örnekleri alinabilir.

 

* Karaciger fonksiyon testleri:Vücut içinde karaciger tarafindan yapilan bazi maddelerin miktarlarinin alinan kan örneginde ölçülmesi islemidir. Belli bir maddenin kanda normalden yüksek bulunmasi, karaciger disi safra yollari kanserinin de neden olabilecegi bir karaciger hastaliginin göstergesi olabilir.

 

Bazi faktörler prognoz (iyilesme sansi) ve tedavi seçeneklerini etkilerler.

Prognoz (iyilesme sansi) ve tedavi seçenekleri asagidaki faktörlere baglidir:

 

* Kanserin evresi (hastaligin sinirli veya yaygin olmasi).

* Tümörün cerrahi olarak tümü ile çikarilabilme olasiligi.

* Tümörün safra kanalinin üst veya alt kisminda yerlesmis olmasi.

* Kanserin henüz baslamis veya tekrarlamis olmasi.

 

Tedavi seçenekleri ayrica tümörün neden oldugu yakinmalara da bagli olabilir. Karaciger disi safra yollari kanseri genellikle yayildiktan sonra saptanabilir ve nadiren cerrahi olarak tamamen çikarilabilir. Palyatif tedaviler, yakinmalari hafifletebilir ve hastanin yasam kalitesini yükseltebilirler.

 

Karaciger disi safra yollari kanseri evreleri

Bu bölümün anahtar noktalari

 

* Karaciger disi safra yollari kanseri tanisindan sonra, kanser hücrelerinin safra yollari disina veya vücudun baska bölgelerine yayilip yayilmadiginin belirlenmesi için bazi testler yapilir.

* Karaciger disi safra yollari kanseri için asagidaki evreler kullanilir:

 

Evre 0 (In situ kanser)

Evre I

Evre II

Evre III

Evre IV

 

* Karaciger disi safra yollari kanseri ayrica, nasil tedavi edilebilecekleri açisindan da gruplandirilabilir. Iki tedavi grubu söz konusudur:

 

Sinirli (lokal) ve cerrahi olarak çikarilabilir.

Cerrahi olarak çikarilamayacak durumda.

Karaciger disi safra yollari kanseri tanisindan sonra, kanser hücrelerinin safra yollari disina veya vücudun baska bölgelerine yayilip yayilmadiginin belirlenmesi için bazi testler yapilir.

Kanserin baslangiç noktasindan ötelere, vücudun diger bölgelerine yayilip yayilmadigini belirleme islemine Evreleme denir. Evreleme islemi ile toplanan bilgiler hastaligin evresini belirler. Evrenin net olarak saptanmasi, tedavi planlamasi açisindan önemlidir.

Karaciger disi safra yollari kanseri genellikle laparotomi olarak adlandirilan bir ameliyatla evrelendirilebilir. Bunun için karin duvarina yapilan cerrahi bir kesi ile karin içi hastalik belirtileri açisindan kontrol edilir ve mikroskop altinda incelenmek üzere doku parçalari ve sivi alinir. Tanisal görüntüleme yöntemleri, laparotomi ve biopsi sonuçlari kanserin evresini belirlemek için birlikte degerlendirilir. Bazen laparotomi öncesi laparoskopi islemi yapilarak hastaligin yayginligi arastirilabilir. Kanser yayilmissa ve tümüyle cerrahi olarak çikarilamayacaksa, Cerrah, laparotomi yapmamayi tercih edebilir.

 

 

Tekrarlayan (nükseden) Karaciger disi Safra Yollari Kanseri:

 

Nükseden karaciger disi safra yolari kanseri, tedavi edildikten sonra tekrarlamis (geri gelmis) kanserdir. Kanser, safra kanalinda veya vücudun baska herhangi bir yerinde tekrarlayabilir.

 

Tedavi Seçenekleri Genel Degerlendirme

 

* Karaciger disi safra yollari kanseri olan hastalara degisik tedaviler uygulanabilir.

* Iki standart tedavi yöntemi uygulanmaktadir.

 

Cerrahi Radyasyon tedavisi

Klinik çalismalarda baska tedavi yöntemleri denenmektedir. Bunlar;

Radyasyon duyarlilastiricilar

Kemoterapi

Biyolojik tedavi

 

Karaciger disi safra yollari kanseri olan hastalara degisik tedaviler uygulanabilir.

Karaciger disi safra yollari kanserli hastalara farkli tedaviler saglanabilir. Bazi tedaviler standarttir (su anda kullanilan yöntemler), bazilari ise klinik arastirmalarla denenmektedir. Tedaviye baslamadan önce hasta, bir klinik arastirmada yer almak isteyebilir. Bir tedavi klinik arastirmasi, mevcut tedavi yöntemlerini gelistirmek ve kanserli hastalarin tedavisinde yeni bilgiler edinmek için yapilan arastirma çalismasidir. Bir klinik arastirma, uygulanan yeni yöntemin standart tedavilerden daha iyi oldugunu gösterirse, bu yeni tedavi yöntemi standart tedavi haline gelebilir.

 

 

Iki tip standart tedavi uygulanmaktadir:

Cerrahi

Safra kanalinin çikarilmasi: Tümör küçük ve sadece safra yolunda sinirli ise, tüm kanal çikarilabilir. Bu durumda karacigerdeki safra kanali agizlari ile ince barsak birlestirilerek yeni bir kanal olusturulur. Bu islemde çevredeki lenf bezleri de çikarilir ve kanserli hücreler içerip içermemesi açisindan mikroskop altinda incelenir.

 

* Kismi hepatektomi:Kanserin bulundugu karaciger bölümünün çikarilmasi islemidir. Çikarilan parça etrafinda saglam bir doku kismi bulunan, bir karaciger kismi, karacigerin bir lobu veya daha genis bir kismi olabilir.



* Whipple islemi:Pankreasin basi, safra kesesi, midenin bir kismi, ince barsagin bir kismi ve safra kanalinin çevresel lenf bezleri ile çikarilmasi islemidir. Gerekli sindirim salgilari ve Insülin yapmaya yetecek kadar pankreas dokusu birakilir.

 

* Cerrahi olarak safranin köprülenmesi (baypas): Tümör tamamen çikarilamiyor, barsagi tikiyor ve safranin kese içinde birikmesine neden oluyorsa, bir köprüleme islemi yapilabilir. Bu islemde, safra kesesi veya safra kanali, tikanikligi asacak sekilde kesilerek baska bir yol olusturmak üzere ince barsakla birlestirilir. Bu islem tikanikliga bagli gelisen sariligin düzeltilmesine yardim eder.

 

Radyasyon tedavisi

Radyasyon tedavisi yüksek enerjili X-isinlari veya diger tip radyasyon kullanilarak kanser hücrelerini öldüren tedavi yöntemidir. Iki tip radyasyon tedavisi vardir. Eksternal (dis) radyasyon tedavisinde vücudun disindan kanserli bölgeye radyasyon gönderen bir cihaz kullanilir. Internal (iç) radyasyon tedavisinde kanserin içine veya hemen yakinina yerlestirilen igne, kateter veya tel gibi malzemelere tutturulmus radyoaktif maddeler kullanilir. Radyasyon tedavisinin uygulama seklinin seçimi, tedavi edilecek kanserin tip ve evresine bagimlidir.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #16 : 25 Eki 2014 19:38 »
Kolon Kanseri

 

• Kolon kanseri kolon dokusunun malign (kanser) hücrelerinden kaynaklanan bir hastaliktir.

• Yas ve anamnez kolon kanseri gelisim riskini etkiler.

• Kolon kanserinin olasi belirtileri bagirsak aliskanliklarinda degisiklik veya diskida kan varligidir.

• Rektum, rektal doku ve kan testleri ile kolon kanserinin tespiti ve tedavisi yapilir.

• Bazi faktörler prognoz ve tedavi seçeneklerini etkiler.

 

Kolon kanseri kolon dokusunun malign (kanser) hücrelerinden kaynaklanan bir hastaliktir.

Kolon vücut sindirim sisteminin bir parçasidir. Sindirim sistemi besinlerin hareketi, emilimi (vitaminler, mineraller, karbonhidratlar, yaglar, proteinler ve su) ve vücut disina atilimindan sorumludur. Sindirim sistemi özofagus, mide, ince ve kalin barsaktan olusur. Kalin barsagin ilk 6 feet'i kolon olarak adlandirilir. Son 6 inç ise rektum ve anal kanaldan olusur. Anal kanal anüste (kalin bagirsagin vücut disina açildigi yer) sonlanir.

Yas ve anamnez kolon kanseri gelisim riskini etkiler.

Risk faktörleri:

• Yasin 50 ve üzeri olmasi

• Ailede kolon veya rektum kanseri hikâyesi

• Kiside daha önce kolon, rektum, over, endometrium veya meme kanseri gelismis olmasi

• Kolonda poliplerin varligi

• Ülseratif kolit (kalin barsakta ülserler) veya crohn hastaligi hikâyesi

• Ailesel adenomatöz polipozis ve herediter nonpolipoz kolon kanseri (Lynch sendromu) gibi herediter durumlar

Kolon kanserinin olasi belirtileri bagirsak aliskanliklarinda degisiklik veya diskida kan varligidir.

Bu ve diger semptomlar kolon kanseri ve diger durumlar tarafindan olusturulur. Asagidaki problemlerden birisi ortaya çikarsa hasta doktor tarafindan degerlendirilmelidir:

• Barsak aliskanliklarinda degisiklikler

• Diskida (parlak kirmizi veya siyah) kan varligi

• Ishal, kabizlik veya barsagin tam olarak bosalmadigi hissi

• Normalden daha sık tuvalete çikma

• Genel karin rahatsizliklari (sık gaz agrilari, siskinlik, dolgunluk veya kramplar)

• Bilinen bir neden olmadan kilo kaybi

• Devamli yorgunluk

• Bulanti

Rektum, rektal doku ve kan testleri ile kolon kanserinin tespiti ve tedavisi yapilir.

 

 

Asagidaki test ve prosedürler kullanilabilir:

 

• Fizik muayene ve anamnez: Vücudun genel olarak degerlendirilmesi ile saglik durumu, anormal olabilecek hastalik belirtilerinin tespitidir. Ayrica hastanin saglik aliskanliklari ve geçirmis oldugu hastaliklar ve tedavileri de alinir.

• Diskida gizli kan testleri:Diskida sadece mikroskopla görülebilecek kani tespit eden testtir. Diski örnekleri özel kartlar üzerine konarak test amaciyla doktor veya laboratuara götürülür.

• Dijital rektal muayene:Rektumun degerlendirilmesidir. Doktor veya hemsire, kaydirici sürülmüs eldivenli parmagi ile rektumu veya anormal bölgelerin muayenesini yapar.

• Baryum enema:Alt sindirim sisteminin seri X-ray filmlerle degerlendirilmesidir. Baryum içeren sivi (gümüs-beyaz metalik içerikli) rektuma verilir. Baryum alt sindirim sistemini kaplar ve grafiler çekilir. Bu isleme alt sindirim sisteminin görüntülenmesi denir.

• Sigmoidoskopi:Polipler, anormal alanlar veya kanserin tespiti amaciyla rektum ve sigmoid (alt) kolona bakilmasi islemidir. Sigmoidoskop (ince bir tüp) rektumdan sigmoid kolona sokulur. Poliplerden veya dokudan örnekleme amaciyla biopsiler alinabilir.

• Kolonoskopi:Polipler, anormal alanlar veya kanserin tespiti amaciyla rektum ve kolona bakilmasi islemidir. Kolonoskop (ince bir tüp) rektumdan kolona sokulur. Poliplerden veya dokudan örnekleme amaciyla biopsiler alinabilir.

• Biopsi:Mikroskop altinda degerlendirme amaciyla hücre veya dokularin alinmasi islemidir.

• Sanal kolonoskopi:Bilgisayarli tomografi ile seri filmler alinarak kolonun bir dizi filminin çekilmesi islemidir. Bilgisayar filmleri birlestirerek poliplerin ve kolon yüzeyinde anormal olabilecek yapilarin ayrintili görüntülenmesini saglar.

 

Bazi faktörler prognoz ve tedavi seçeneklerini etkiler.

Prognoz asagidakilere baglidir:

• Kanserin evresi ( kanserin sadece kolonda olmasi, veya tüm kolonda olmasi veya vücudun diger yerlerine yayilmis olmasina baglidir)

• Kanser kolonda tikanikliga veya delige neden olmussa

• Tedaviye baslamadan önce kandaki karsinoembriyonik antijen düzeyleri (CEA: kanser varliginda kanda düzeyi yükselebilecek bir madde)

• Kanserin tekrari

• Hastanin genel durumu

Tedavi asagidakilere baglidir:

• Kanserin evresi

• Kanserin tekrari

• Hastanin genel durumu

Kolon kanseri teshis edildikten sonra, kanser hücrelerinin kolon veya vücudun diger bölgelerine yayilimin tespiti amaciyla testler yapilir.

Kanserin kolon veya vücudun diger bölgelerine yayiliminin tespiti amaciyla yapilan isleme evrelendirme denir. Evrelendirme islemi ile hastaligin evresi hakkinda bilgi edinilir.

Tedavinin planlanmasi açisindan evrenin bilinmesi önemlidir. Evrelendirme amaciyla asagidaki testler ve prosedürler kullanilir:

• BT (bilgisayarli tomografi ile tarama):Vücut içinin farkli açilardan ayrintili görüntülenmesine dayanan bir islemdir. Bu filmler bilgisayara bagli X-ray cihazi ile alinir. Kontrast madde (boya) vene verilerek veya yutularak organ veya dokularin daha ayrintili görüntülenmesi saglanabilir. Tedavinin planlanmasi için evrenin bilinmesi önemlidir. Bu islem bilgisayarli aksial tomografi olarak ta adlandirilir.

• Lenf nodu biopsisi:Lenf nodunun bir kisminin veya tamaminin çikarilmasidir. Patolog mikroskop ile kanser hücreleri arar.

• Tam kan sayimi: Kan örneginin alinarak asagidakiler için degerlendirilmesi:

- Kirmizi kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve plateletlerin sayisi.

— Kirmizi kan hücrelerinde hemoglobin (oksijen tasiyan protein) miktari

- Kirmizi kan hücrelerinin kana orani

• Karsinoembriyojenik antijen (CEA) sayimi:Kandaki CEA düzeyini belirleyen testtir.

CEA hem kanser hücrelerinden, hem de normal hücrelerden kan akimina salinir.

Normal düzeylerin üzerinde oldugunda, kolon kanseri veya baska durumlarin isareti olabilir.

• MRI ( Magnetik rezonans görüntüleme):Miknatis, radyo dalgalari ve bilgisayar kullanilarak kolon içinin ayrintili görüntülenmesini saglayan bir islemdir. Gadolinyum adi verilen bir madde damar içine verilir. Gadolinyum kanser hücrelerinin çevresinde toplanir ve parlak bir görüntü olusturulur. Bu isleme Nükleer magnetik rezonans görüntüleme de denir.

• Gögüs röntgeni:Gögüs kafesindeki organ ve kemiklerin röntgen görüntülenmesidir. X isinlari bir çesit enerji olup, vücuttan geçerek filmin üzerine düser ve vücudun içinin görüntülenmesi saglanir.

• Cerrahi:Tümörün çikarilmasi ve kolon içindeki yayilimin görülebilmesini saglayan islemdir.

Nüks kolon kanseri

 

Nüks kolon kanseri tedavi sonrasi tekrar ortaya çikan kolon kanseridir. Kolon kanseri kolonda veya karaciger, akciger gibi vücudun diger bölgelerinde tekrarlayabilir.

Kolon kanserli hastalarda farkli tip tedavi yöntemleri vardir.

• 3 standart tedavi yöntemi kullanilir. Bunlar:

- Cerrahi

- Kemoterapi

- Radyoterapi

- Diger tedavi yöntemleri klinik çalismalarla test asamasindadir. Bunlar:

- Biyolojik terapi

- Kontrol muayeneleri nüks kolon kanserinin tespitine yardimci olur.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #17 : 25 Eki 2014 19:38 »
Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanseri

 

Küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastaların tedavisindeki ilk amaç hastaların operasyon durumlarını değerlendirmektir. Hastaların operabiliteleri a) rutin kardiyovasküler değerlendirme b) basit spirometri ve c) arteryal kan gazlarıyla değerlendirilir. Sınırda pulmoner rezervi olan hastalarda Ventilasyon / Perfüzyon sintigrafisi ve egzersiz testiyle ilave bulgular elde edilecektir.

Ventilasyon / Perfüzyon sintigrafisi postoperatif pulmoner fonksiyonlarla ilgili bilgi verecektir.

Hastaların cerrahi rezektabiliteleri hastalığın evresine göre değerlendirilir. Evre I ve II hastalar rezektable hastalardır ve olanak varsa cerrahi olarak tedavi edilmelidirler. Evre III

heterojen bir gruptur. Bulky hastalık ve multinodal tutulumlu N2 hastalık cerrahiye zayıf cevap verir ve primer olarak cerrahi tedavi denenmemelidir. Mediastinoskopisi negatif olan ancak torakotomide tek bir nodal mikrometastazı çıkan hastalarda sadece cerrahi tedaviyle 5 yıllık sağ kalım %25–30 dolaylarındadır. Evre IIIB ve IV cerrahi rezeksiyona uygun hastalık grubu olmayıp diğer tedavi modaliteleri denenmelidir.

Kemoterapi ve radyoterapi preoperatif ( neoadjuvan) , postoperatif ( adjuvan) ve ayrı ayrı ( ardışık) veya beraber ( kombine ) olarak uygulanabilir.

Neoadjuvan tedavi evre I- II- III hastalarda araştırma aşamasındadır. Evre IIIA hastalarda neoadjuvan tedavi umut verici olmakla beraber halen sadece akademik araştırmalar için önerilmektedir.

Adjuvan kemoterapi rezeke edilen evre I-II- III hastalarda hastalıksız yaşam süresini uzatmakla beraber genel sağkalıma fazla etki etmediğinden araştırmalar dışında önerilmemektedir.

Adjuvan radyoterapi evre I ve II hastalarda önerilmemektedir. Rezeke edilen evre III hastalarda lokal nüksü azaltmakta, bir miktar sağkalıma etkisi olmaktadır.

 

Evre IIIA ve IIIB hastalarda kombine ve multimodal tedavi önerilmektedir. Sadece radyoterapi ile bu grupta 5 yıllık sağkalım %10’dan azdır. İndüksiyon kemoterapisiyle beraber radyoterapi bu oranı %17’e yükseltmiştir.

Evre IV hastalarda sistemik kemoterapi bir yıllık sağkalım üzerine olumlu etkiler yapmaktadır.

 

CERRAHİ TEDAVİ

 

Akciğer kanserinin başarılı rezeksiyonu en iyi tedavi yöntemi olarak görünmektedir. Son yıllarda cerrahi müdahelelerdeki teknik gelişmeler, postoperatif bakım şartlarında gelişmeler

sonucunda hastaların yaşam süreleri ve yaşam kaliteleri daha da artmıştır. Sınırlı ve erken dönemdeki lezyonlarda cerrahi rezeksiyon sonucunda 5 yıllık sağkalım %80’dir. Oysa genel olarak akciğer rezeksiyonlarından sonra 5 yıllık sağkalım %40–50 dir.

Bundan 2–3 dekat önce akciğer kanseri evrelemeleri klinik bulgular, rijid bronkoskopi, akciğer grafisi ve tomografi, bazı merkezlerde ise mediastinoskopiyle yapılmaktaydı.

Torakotomilerin %25-30’unda rezeksiyon olanağı kalmıyordu. şimdilerde kemik sintigrafisi, yeni bilgisayarlı tomografiler, fiberoptif ronkoskopideki gelişmeler, torakoskopi kullanımı ve son olarak PET kullanımıyla rezeksiyonu gereksiz kılan torakotomi %2’den daha az orandadır. Bu

oranlarada genellikle sol atrium tutulumu, pulmoner arter veya özofagus invazyonu nedeniyledir.

Hastaların cerrahi müdaheleye uygun olup olmadığı da önemli bir konudur. Hastaların fonksiyonel değerlendirilmeleri yapılmalıdır. Kardiyak durum, FEV1, DLCO, egzersizde maksimal oksijen tutulumu (VO2max ) ve akciğer perfüzyon sintigrafisi bu konuda mutlaka gözden

geçirilmelidir.

Ancak aşağıdaki koşullarda kesin inoperabilite söz konusudur.

-3 ay içinde geçirilen MI FEV1’in 1 Litrenin altında olması ( beklenenin %50 sinden daha az olması )

-VO 2max 10 mLkg/dk dan az olması

-TLCO nun %40 altında olması

-Ayrıca sigara içimi, obezite, hipertansiyon, diabetes mekllitus, araya giren bir hastalık, kardiyak hastalıklar operabiliteyi etkileyen önemli faktörlerdir.

Cerrahi için hazırlanan hastalarda

-Sigara kesilmelidir.

—Araya giren bir infeksiyon tedavi edilmelidir.

—Atriyal fibrillasyon, iskemik kalb hastalığı, gibi kardiyak durumlar kontrol altına alınmalıdır.

—Aynı güne ait PA akciğer grafisi ve son 1 ayda çekilen CT olmalıdır.

Cerrahi rezeksiyonda iki hedef vardır. Tam rezeksiyon ve optimal fonksiyonel kapasiteyi korumak. Segmentektomi ve wedge rezeksiyonlar önerilmekle beraber lobektomi genel kuraldır.

Bazı durumlarda bilobektomi ve pnömonektomiye kadar giden cerrahiler olabilir. Unutulmamalıdır ki, pnömonektomi kendi başına bir hastalıktır. Bu nedenle rezeksiyonlarda daha ihtimamlı olmak gereği vardır.

—Postoperatif morbidite;

-Ağrı

-Bronşiyal sekresyonlar

-Atrial fibrillasyon

-Hava kaçağı olması

-Bronkoplevral fistül

-Pulmoner emboli

-Miyokard infarktüsü

-ARDS

 

RADYOTERAPi

Radyoterapi küratif veya palliyatif olarak akciğer kanseri tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Son yıllarda teknik gelişmeler bu tedavi modalitesinde de ciddi ilerlemeler ortaya çıkmasına neden olmuştur. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde cerrahi temel küratif

tedavi şeklidir. Ancak hastaların sadece %20-30’u cerrahiye adaydırlar. Geriye kalan 2/3 olgu rezeksiyona uygun değildir. Bu koşullarda radyoterapi lokorejionel tedavide lokal kontrol sağlamada oldukça etkindir. Radyoterapide tümör büyüklüğü önemli prognostik faktördür. T2N0 büyük bir tümör kitlesini gösterir ve lokal kontrol zordur. Oysa T3 veya T4 tümör küçük olabilir ve daha iyi kontrol sağlayabilir. Erken dönem tümörlerde ( T1, 2 ve N0 , 1 ) tek başına radyoterapinin

sonuçları tartışmalıdır.Bu hastaların seçiminde bias vardır ( medikal olarak operable olmadıkları için ) ve 5 yıl sağkalım %6-32 dir. Bu sonuçlar cerrahi olarak tedavi edilen hastaların sonuçlarından daha kötüdür. Ancak radyoterapi dozları düşük ve genel durumu daha bozuk

hastalardır. Son yıllarda daha yüksek dozlarla tedavi edilenlerde iyi sonuçlar elde edilmiştir. Ancak lokal kontrol gene de cerrahiden iyi değildir ve erken lokal nüks radyoterapiyle tedavi edilen grupta

daha sıktır. Sonuç olarak radyoterapi medikal olarak cerrahiye kontrendikasyon varlığında gündeme gelmektedir. Lokal ilerlemiş hastalıkda dozlar 45–60 Gy arasında değişir. Tümör çapı, lenf bezlerinin durumu ve total radyasyon dozuna bağlı olarak sağkalım süreleri değişir. Standart olarak ışınlanan saha primer tümör sahası ve muhtemel lenfatik drenaj bölgesidir. İpsilateral, hiler, mediastinal ve supraklaviküler lenf drenaj bölgeleri radyoterapi sahasına alınır. Toraks ışınmasında en önemli kısıtlayıcı faktörler normal akciğerin kendisi, spinal kord problemi ve kalb doku toleransıdır. Dozun sınırlarını taşması radyasyon pnömonitisine yol açacaktır. Bu durumun morbiditesi ciddidir. Son yıllarda gündeme gelen üç boyutlu konformal radyoterapi tümöre daha yüksek doz vererek diğer normal dokulara verilen dozu minimuma indirmektedir.

Endobronşiyal obstrüksiyonlarda FOB ile bronşa iletilen katetrin içinden daha sonra lokal radyoterapi uygulamasına Brakiterapi denir. Bu yöntem endobronşiyal tümörlerde semptomları kontrol altına almak, hastanın yaşam kalitesini yükseltmek için kullanılabilir. Kanama , stenoz vepnömotoraks gibi yan etkileri vardır. Radyoterapi alan hastaların anemik olmaması gerekir. Oksijen radyasyon cevabını etkiler. Hipoksik durumdaki bir hücrenin ortadan kaldırılması için normal hücreye göre 3 misli daha fazla radyoterapi dozu alması gerekir.

Hastaların hemoglobin düzeyi 14 g/dL olmalıdır. Preoperatif radyoterapi bazı avantajlar sağlar. Bunlar rezeksiyon sınırının ötesindeki subklinik hastalığın eradikasyonu, tümörün küçülmesiyel rezeksiyonda daha kolay dokulara ulaşabilmeyi, rezeke edilemeyen tümörür rezektable hale gelmesidir. Ancak cerrahi morbiditeyi arttırır ve tümör yayılımıyla ilgili değerlendirmeyi zorlaştırır. Yapılan iki büyük ABD çalışmasında preoperatif radyoterapi yaşamı uzatmamış aksine postoperatif komplikasyonlarda artışa bağlı olarak yaşam süresinde azalmaya yol açmıştır. Preoperatif radyoterapi süperior sulkus tümörlerinde ( Pancoast tümörleri ) önerilmektedir. Bu sayede bu grup yerleşimli tümörlerde daha uzun yaşam süresi elde edildiği bildirilmektedir. Postoperatif radyoterapi hala tartışmalı bir konudur. Bu konula ilgili birçok randomize çalışma yapılmıştır. Yapılan tüm çalışmalarda yaşam süresinde anlamlı bir fark bulunamamıştır.

Postoperatif radyoterapi lokal nüksün azalmasında rol almıştır. Yapılan erken evre çalışmalarında da evre I ve II hastalarda postoperatif radyoterapi önerilmemektedir. Lancet dergisinde 1998 yılında yayınlanan 2128 hastalık bir meta analiz serisinde postoperatif radyoterapinin yaşam üzerine negatif etkisi olduğu gösterilmiştir. Evre I ve II için bu durum kesin olsa da evre III hastalarda hala bazı çekinceler vardır. Evre III hastalarda lokal kontrolradyoterapiyle sağlansa dahi sağkalım avantajı yoktur. Ancak bu konu net olmayıp çalışmalar devam etmektedir. Çünkü evre III çok heterojen bir

gruptur. şimdilerde incelenen konu evre III hastalarda neoadjuvan kemoterapi ve cerrahi sonrası uygulanan radyoterapinin etkinliğidir.

Hastaların semptomlarını azaltmaya ve yaşam kalitesini arttırmaya yönelik palyatif radyoterapi hava yollarında obstrüksiyon, hemoptizi gibi primer tümöre bağlı semptomların palyasyonunda, vena kava süperior sendromu, göğüs ağrısı, kemik tutulumu, spinal kord kompresyonu ve beyin metastazı gibi klinik durumlarda uygulanabilir. Toraks radyoterapi toksisiteleri; Radyoterapi sırasında hastalarda halsizlik, öksürük, balgam ve özofajite bağlı yutma güçlüğü görülebilir. Semptomlar tedavinin tamamlanmasından bir-iki hafta sonra düzelir. Pnömonitis ve pulmoner fibrozis akciğerlerde görülen en önemli iki etkidir. Pnömonitis 1–3 ay sonra ortaya çıkar. Ciddi solunum sıkıntısı, ateş , öksürük yapar. Steroid gerekebilir. Akciğer fibrozisi 6 ay sonra ortaya çıkar ve spesifik bir tedavisi yoktur.

Diğer toksisiteler;

1) Özofageal toksisite: Radyasyon özofajiti

2) Kardiyak toksisite ; perikardit, sol ventrikül fonksiyon bozulması,

3) Spinal kord toksisitesi

4) Deri ve kemik toksisitesi ,

KEMOTERAPİ

Sitotoksik kemoterapi küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinin tedavisinde artan bir öneme sahip olmaktadır. Lokalize hastalıkta kemoterapinin tedaviye eklenmesi tedavi şansını arttırmaktadır. İlerlemiş hastalıkta kemoterapi sağkalım süresini arttırmakta ve yaşam kalitesini daha iyi hale getirmektedir.

 

 

İleri evre hastalık, küçük hücreli dışı akciğer kanserinde 5 yıllık genel sağkalım %15’in altındadır. Hastaların %40’ından fazlası ilerlemiş hastalık formunda başvurur ve bu grupta 5 yıllık sağkalım %1’in altındadır. Hastaların büyük bölümü kısa sürede kaybedilirler. Kemoterapide en iyi sonuçlar kombine tedavilerle alınsa da yeni çıkan ajanlarla faz II çalışmalar yapılarak ilacın etkinliği gösterilmektedir.

Bu grup hastalarda hastalığın evresi ve hastanın performans dururmu en önemli prognostik faktörlerdir. Çok değişkenli analizlerde gösterilmiştir ki, iyi performans, kadın olmak, tek bir metastatik bölge, normal Ca ve LDH, hemoglobinin 11 g/dL üzerinde olması ve Cisplatin kemoterapisinin kullanılması iyi karakteristiklerdir. Bu faktörlerden en önemlisi performans durumudur.

Son yıllara kadar ileri evre akciğer kanserlerinde kemoterapinin değeri az olarak değerlendirilirdi. Ancak yeni ilaç kombinasyonları, özellikle Cisplatin kullanımıyla yüksek cevap oranları elde edilmiştir, yaşam kalitesi düzelmiş ve orta derecede bir sağkalım elde edilmiştir. Bazı gruplar rehberlerini yayınlamışlar ve günlük pratikte sitotoksik kemoterapi rutine girmiştir. 1980 yılından itibaren kemoterapiyle standart best supportif care arasında etkinlik çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmaların çoğu küçük çapta çalışmalar olduğundan bazı meta analizler yapılmıştır. Yapılan 3 metaanaliz sonucuna göre kemoterapi ilerlemiş hastalıkta hastaların tedavisinde önemli rol oynamaktadır.

Bazı yeni çalışmalarda tek ajan ile best supportive care karşılaştırılmıştır. Haftalık verilen vinorelbine’in yaşlı hastalarda BSC’e göre daha üstün olduğu gösterilmiştir. Docetaxel ve paclitaxel ile BSC’e göre daha üstünlük gösterilmiştir. Gemcitabine ile yapılan çalışmada sağkalımda üstünlük gösterilmezken yaşam kalitesinde belirgin bir düzelme ve palyatif radyoterapi ihtiyacında azalma saptanmıştır.

İleri evre akciğer kanserlerinde kombine tedaviler tek ajan tedavilerle karşılaştırıldığında etkinlik artmış ancak etkinlikle beraber toksisitede artış gözlenmiştir. Meta analizler ile kombine tedavilerde cevap oranlarının arttığı, 6 ve 12 aylık sağkalımların uzadığı gösterilmiştir. Ancak kombine tedavilerde toksisite artmaktadır.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #18 : 25 Eki 2014 19:38 »
KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİÐER KANSERİ

 

Küçük hücreli akciğer kanserine gelince; tedavi verilmezse küçük hücreli akciğer kanseri hastayı hızla ölüme götürür. Sınırlı hastalıkta kemoterapi ve radyoterapi ile kombinasyon sağlanırsa ortalama yaşam 20 aydır. İki yıllık sağkalım %45, 5 yıllık sağkalım %15–20 arasındadır. Tam remisyon sağlanan hastalarda koruyucu kafa ışınlaması yapılmalıdır. Çünkü hastalardaki nüksün en sık görüldüğü yer santral sinir sistemidir. Yaygın hastalıkta tedavi verilmezse yaşam 1-3 ay arasındadır. Kombinasyon kemoterapisiyle 9–12 ay arasında yaşam sağlanır. Radyoterapi palyasyon ve tedaviye cevap vermeyen olgularda gündeme gelebilir. Cerrahinin rolü tartışmalıdır. Soliter pulmoner nodül nedeniyle opere edilen hastalarda küçük hücreli akciğer kanseri çıkma olasılığı vardır ve bu olgularda sağkalım %50’ye yaklaşır. Bu hastalara adjuvan kemoterapi önerilmektedir. Sınırlı hastalık kemoterapi ve radyoterapi kombine edilerek tedavi edilir. İki meta analiz sonucu göstermiştir ki, toraks radyoterapisinin eklenmesi sağkalımı anlamlı olarak uzatmaktadır. Cisplatin ve etoposide kombine tedavisi tüm dünyada standart olarak kullanılmakta ve etkili bir kombinasyondur. Tam cevap veren sınırlı hastalıklı hastalarda koruyucu kafa ışınlamasının uzun süre yaşayanlarda beyin metastazı riskini oldukça azalttığına dair güçlü kanıtlar vardır. Son zamanlarda yapılan tartışma radyoterapinin kemoterapinin hangi döneminde verilmesi şeklindedir. Yapılan çalışmalarla şimdilik görünen radyoterapi erken dönemde devreye sokulursa sağkalım uzamaktadır. Yaygın hastalıkta kemoterapi seçilecek en önemli tedavi yöntemidir. Cisplatin ve etoposide bu grup hastalarda da etkin seçenekler olmakla beraber hastanın genel durumu tedavinin yaklaşımını etkileyebilir.

 

Küçük hücreli akciğer kanserinde yeni ajanlar denenmekte ve iyi cevaplar elde edilmektedir. Bunlar arasında taxanlar, topoizomeraz 1 inhibitörleri ile çalışmalar devam etmektedir. Akciğer kanserinin diğer tedavi seçenekleri arasında bronş obstrüksiyonlarına yönelik palyatif tedaviler, gene VKSS , kraniyal metastazlar, kemik metastazları ve ağrılar için palyatif radyoterapiler gündeme gelebilir.

CeeMoo

  • Kahraman Üye
  • İleti: 1200
  • Eğlence Mekanı
    • Profili Görüntüle
Cvp: Gestasyonel Trafoblastik Tümörler
« Yanıtla #19 : 25 Eki 2014 19:38 »
Larenks Kanseri

 

-Larenks kanseri malign hücrelerin larenks dokusunda oluşması ile oluşur.

—Sigara kullanımı ve fazla alkol alımı larenks kanseri gelişim riskini etkiler.

—Boğaz ağrısı ve kulak ağrısı görülebilen semptomlardır.

—Boğaz ve boyunu inceleyen testler tanı ve evrelemede kullanılır.

—Bazı faktörler tedavi ve prognozu etkiler.

—Larenks kanseri malign hücrelerin larenks dokusunda oluşması ile oluşur.

Larenks farenksin hemen altında boyuna yerleşmiştir. Hava geçiçi sırasında titreşen ve ses çıkaran vokal kordları içerir. Ses farenks, ağız ve burunda eko alarak insan sesine dönüşür.

Çoğu larenks kanseri larenks içini döşeyen ince hücrelerden oluşan squamöz hücrelerden oluşur.

Larenkste üç kısım vardır.

 

—supraglottis: Kord vokal üstündeki epiglotu içeren kısım

-glottis: Kord vokali içeren orta kısım

-Subglottis:kord vokal ilke trakea arasındaki kısım

 

-Sigara kullanınımı ve fazla alkol alımı larenks kanseri gelişim riskini etkiler.

-Boğaz ağrısı ve kulak ağrısı görülebilen semptomlardır.

Bu ve başka semptomlar larenks kanseri ve başka nedenlerle oluşabilir. Bir doktor aşağıdaki problemler olduğunda hastayı konsulte etmelidir.

 

-Geçmeyen soğuk algınlığı ve öksürük

-Solunum zorluğu

-Kulak ağrısı

-Boğaz veya boyunda şişlik

-Ses değişikliği

-Boğaz ve boyunu inceleyen testler tanı ve evrelemede kullanılır.

 

—Boyun ve boğazın muayenesi:Boyundaki şiş lenf nodu için muayene ve küçük bir ayna ile boğazın incelenmesi

 

—Larengoskopi:ayna veya larengoskop ile larenks muayenesi

 

—Endoskopi:Vücud içindeki organları görmek için kullanılır. Endoskop bir kesi veya ağız gibi vücuttaki açıklıktan sokularak yapılır. Doku biyopsisi alınabilir.

 

—BT:Vücud içindeki alanların değişik açılarla detaylı resmini almaktır. Kompitüre bağlı x-ray cihazı ile yapılır. Dokuları daha iyi görmek için ilaç verilebilir. Komputerize tomografi denir.

 

-MRI:magnetik rezonans görüntüleme: magnet., radyo frekansı ve bilgisayar kullanılarak Vücud içindeki alanların değişik açılarla detaylı resmini almaktır.

 

—Biyopsi:Mikroskop altında incelemek ve kanser araştırmak için alınan doku parçası

 

—Baryum yutumu: Özefagus ve mide için baryum içeren sıvı içilerek x-ray ile çekim yapılırr. Üst GI serisi de denir.